Etiket arşivi: color correction

Monitörümüzü Doğru Ayarlamak…

three-monitors-one-computer

Önce konu başlığı olarak “Monitör Kalibrasyonu” demiştim. Böylece, yazımızın başlığı genelde kullanmaya çalıştığımız Türkçe terimlere pek uymadı ama hangi seçeneği denediysem tam karşılığını oturtamadım. “Monitör”e başka ve kabul edilebilecek isim bulmak zor. “Kalibrasyon” ise “ince ayar”, “doğrulama” veya “mizanlama”  gibi aslında farklı anlamlara gelen sözcüklerle karşılanmış hep ve yeterli bulmadım. Bu nedenle biraz kaçamak da olsa böyle bir başlıkla giriş yaptım.

Eğer fotoğraf ve video düzenleme, matbaacılık/basım işleri, görsel tasarım, TV yayını gibi alanlarda çalışıyor ya da kendiniz video/film işi ile uğraşıp renk doğrulama ve düzenleme gibi şeyler yapıyorsanız, kullanmakta olduğunuz monitörün, deyim yerindeyse “kalibre edilmiş” olması yani tüm ayarlarının olması gerektiği gibi doğru yapılmış olması gereklidir. Aslında bu kalibrasyon işlemi sadece yukarıda saydığım profesyonel alanlarda değil, evlerde doğru dürüst bir televizyon/sinema deneyimi yaşamak isteyen herkes için de bir gereklilik. Buna karşın, evlerimizde kullandığımız monitör ve TVlerin pek de doğru ayarlanmış olduğu söylenemez. Kabaca, kalibrasyon işlemi ekrandaki görüntünün olması gerektiği gibi, yani bir görüntünün sizin görmeniz için tasarlanmış gerçek haline en yakın biçimde üretilmesi için yapılan ayar işlemidir. Profesyonel ortamlarda kullanılan ve monitör, yazıcı vb her türlü aygıtın aslında doğru bir kalibrasyonu vardır. Hatta, bu nedenle profesyonel stüdyo vb ortamlarda kullanılan monitörler sıradan tüketicinin bulması ve erişmesi pek mümkün olmayan özel monitörlerdir. Bu monitörler renk ve parlaklık değerlerini en doğru şekilde ve tutarlı olarak gösterirler. Video/film işinde çalışan ve kendi monitöründe bununla ilgili düzenleme yapan herkesin monitörü de bu nedenle doğru ayarlanmalıdır ki beyaz ve siyah gerçekten olması gereken beyaz ve siyahta, diğer renkler de yine tasarımcının hedeflediği tonlarda ortaya çıkabilsin.

Bu işlem için normalde bir renk ayar yazılımı (colorimetre software) ve bu yazılıma eşlik eden bir sonda (probe) kullanılır. Sonda, bilgisayara takılır ve ekran üzerinde yazılımın size gösterdiği yerlerde tutularak parlaklık ve renk değerleri okunur.

_DSC9378.NEF

Yazılım, sonda üzerinden yaptığı ölçümler sonucu monitörünüzün olması gerekenden her değer için ne kadar uzak olduğunu ve bunu düzeltmek için hangi ayarın nasıl yapılması gerektiğini size söyler. Ayrıca, bu yazılım ile monitörünüz için bir renk profili (ICC) de üretilip bilgisayarınıza tanıtılabilir. Böylece, bilgisayarınız monitöre en doğru değerde sinyaller gönderir. Profesyonel ortamlarda monitörler en geç 1 ila 2 ayda bir kalibre edilirler. Bu işlem sadece monitörler için değil, Plazma, LCD ve LED TVler için de yapılmalıdır. Böylece, izlediğiniz filmlerin en doğru değerlerde görülmesini sağlamış olursunuz.

direct_hdmi_cal

Bu işin yazılım kısmı pek sorun olmasa da, söz konusu sonda donanımı herkesin ulaşabileceği bir şey olmadığından, çoğu kez profesyonel dışı ortamlarda monitör kalibrasyonu sadece yazılım yoluyla ve deyim yerindeyse “göze kuvvet” yapılmaktadır. Bu yöntem asla sondalı yöntem kadar başarılı bir sonuç vermez ama öte yandan da tüketici sınıfı monitörler zaten asla tam ayar tutturamazlar. İnsan gözünün ışık ve renge verdiği tepkiler ortama göre uyum sağladığı için monitörlerdeki kusurlar sadece gözle kolay farkedilemez. Ne yazık ki çoğu amatör ya da ev kullanıcısının kullandığı monitörler de bu iş için tasarlanmış olmadığından ya da keyfi olarak ayarları kaymış olduğundan, video düzenlemesi sırasında istenen parlaklık, karşıtlık ve renk düzenlemeleri de doğru olarak yapılamaz. Lafı uzatmayalım; monitörlerimizi kalibre etmeli ve doğru ayarlarda kullanmalıyız. Evet, tüketici monitörleri hiçbir zaman tam kalibre olmazlar ama bu da bir amatör için bir kaygı kaynağı olmamalıdır. En azından her amatör kullandığı monitörün gerçeğe ne derece yakın/uzak konumda olduğunu bilirse buna göre de düzenleme yapabilir. Bir test yapıp durumu görelim isterseniz.

Fakat öncelikle şu anda bu sayfayı okuduğunuz ortamda ekranınıza düşen ve parlama/yansıma yapan bir ışık kaynağı olmadığından emin olunuz. Bu noktadan itibaren en güzel test ortamı, içinde bulunduğunuz odanın ışığını kapatmanız. Fakat, odanızın kapısını açık bırakıp, dışarıdan gelen bir ışığın odanıza dolaylı ve çok yüksek olmayan loş bir aydınlık vermesini sağlamanız da gereklidir. Yani, odanız tamamen karanlık olmamalıdır ve dışarıdaki ışık kaynağı da yine gözünüze veya monitörünüze doğrudan ışık göndermemelidir. Ayrıca, test öncesi monitörünüzün en az 15 dakikadır açık olması yani yeterince ısınmış ve renklerin oturmuş olması gerekli. Bir sonraki adım olarak, monitörünüzün menüsüne girerek renk sıcaklığını (color temperature) 6500K olarak ayarlayın. Son olarak da, göz hizanızın monitörünüzün üst çizgisi ile aynı noktada olması, yani monitörünüzün ortasına bakarken gözlerinizin hafif bir açıyla aşağı doğru bakması gereklidir.

computer12

İdeal monitör kullanım ortamı.

Teste geçmeden önce http://www.quickgamma.de/indexen.html adresinden ücretsiz QuickGamma programını indirip yükleyin. Şimdi, aşağıdaki resmi olabildiğince ekranınızın tam ortasına getirin. Blogun zemin rengini siyah yapmam şu anda elimde değil ama idealde bu test siyah zemin üzerinde olmalıydı. Bunu site değişimi sırasında dikkate alacağım.

GammaTest

Oturduğunuz yerde yukarı aşağı hareket ederseniz, resmin iç ve dış kısımları arasında fark oluştuğunu göreceksiniz. Ben yukarı doğru hareket ettiğimde hatta ayağa kalktığımda içteki çizgili kısmın siyah çizgileri daha belirgin hale geliyor ve iç kısım dıştaki gri kısımdan daha koyu bir hal alıyor. Aşağı doğru hareket ettiğimde ise, iç kısım daha beyazlaşırken dış kısım koyulaşıyor. İdeal oturma konumunda iken ve resim olabildiğince ekranın ortasında iken çizgili iç kısım ile düz dış kısmın gri tonlaması aynı olmalıdır. Bunu yapmanın zor olduğunu söyleyebilirsiniz. Doğru bir yöntem olmasa da şunu yapabilirsiniz: Gözlerinizi olabildiğince kısın. Öyle ki, sadece iç ve dış kareyi iki bulanık kare halinde görün. Bu şekilde ikisinin tonlamasının ideal kesiştiği noktayı bulup konumunuzu düzeltebilirsiniz. Eğer normal oturma konumunuzda bu aynılığı sağlayamıyorsanız ya oturma konumunuz ya da monitörünüzün konumu hatalıdır. İdeal oturma konumunda iki kutunun birbirine yakın olması gerekli ve eğer değilse bunu monitörünüzün karşıtlık (contrast) ayarını değiştirerek düzeltmeyi deneyebilirsiniz. Başarınız belli bir noktaya kadar olabilecektir. Devam edelim…

Beyaz_Gri

Şimdi de geldik beyaz rengi ayarlamaya. Yukarıdaki resimde içinde sayılar olan 8 tane kare ve ortada 255 yazılı beyaz yatay bir şerit görüyor olmalısınız. Karelerin içindeki rakamlar RGB cinsinden üç ana rengin değerlerini vermektedir. Yani 240 değeri, R=240 G=240 ve B=240 değerinden oluşmaktadır. En yüksek değer 255 yani ortadaki düz ve tam beyaz olan kısımdır. Normal koşullarda 8 kare ile ortadaki beyaz alanın birbirinden ayırdedilebilmesi gerekmektedir. Yani her beyaz tonu (ki aslında gri tonu demek lazım) birbirinden ayırdedilebilmelidir. Bunun alt satır için biraz zor olduğunu söyleyebilirsiniz çünkü buralardaki değerler 255’e çok yakın. Özellikle 254 ile 255 arası çizginin seçilebilmesi biraz zor gelebilir. Yine de 250 veya 251 ile 255 arasındaki çizginin seçilmesi mümkünse monitörünüzün ayarı kabul edilebilir diyebiliriz. Parlaklık (brightness) ayarınız ile oynayarak 254 ile 255 arasını da ayırdedilebilir bir konuma getirebilirsiniz ama bu durumda da birazdan testini yapacağımız siyahlardan kayıp söz konusu olabilir. Bu iki değer arasında gidip gelerek 250’nin altına düşmeyecek bir değer elde etmeye çalışın.

Siyah_Gri

Şimdi de aynı şeyi koyu tonlar için yapacağız. Tam ortada RGB 0,0,0 değerine sahip siyah görülmekte. Diğer kareler ise bundan yüksek değerleri göstermekte. Eğer 5 ile 0 arasındaki farkı ayırdedebiliyorsanız durum iyidir denebilir (zaten 1 ile 0 arasını ayırdetmek olanaksız gibi). Ayırdedebildiğiniz ilk kare 15 ise, duruma “Eh” denebilir. Burada da yine doğru bakış konumu önemli. Oturduğunuz yerde aşağı ve yukarı hareket ederek farka tanıklık edebilirsiniz. Bu ayarı da yine parlaklık ayarı ile yapacağız. Özetle, açık grilerde en alt 250, koyu grilerde en üst 11 aralığı kabul edilebilirdir. Eğer 0 ile 5’in ve aynı anda 255 ile 254’ün ayırdedilebildiği bir konum yakalarsanız durumunuz iyidir diyebiliriz.

Şu anda dek sadece karşıtlık ve parlaklık ayarlarını yaptık. Tekrar söyleyeyim; bu test kusursuz değildir. Gerçekten bir sonda kullanılsa idi yukarıdaki 0 siyah değerinin aslında bir tür gri olduğu kesin olarak görülebilecekti. Yine de biraz kendi içinde göreceli olarak monitörümüzü ve konumumuzu ayarlamış olduk diyebiliriz.

Aynı testi bir de aşağıdaki resim ile yapalım.

Gritonlar.png

Yine 0’ı gösteren A ile 255’i gösteren Z ve bunlara komuşu değerler seçilebiliyor olmalıdır. İdealde, A ile B, ve Y ile Z ayrıştırılabilmelidir. Durum bu değilse parlaklık ve karşıtlık ayarlarınızı değiştirerek elde edebileceğiniz en ideal durumu bulun. Buraya kadar olan test, durumu idare edecek kadar işimizi görecektir ve hemen her monitörü başına geçince bu sayfaya gelerek yapılabilecek derecede basit bir test. Buna ek olarak Windows 7’nin Seçenekler (Control Panel) kısmında yer alan Display/Calibrate Color seçeneğini kullanabiliriz (Benim Windows 7 sürümüm İngilizce olduğu için Türkçe sürümde bu kısımların adları nedir bakamadım. Bana bildirmeniz durumunda bu kısımlara Türkçe adlarını koyacağım). Bu noktadan sonra ekranda çıkan yönergeleri kullanarak monitörünüzün renk ayarlarını da yapabilirsiniz.

Bir adım daha öteye geçerek QuickGamma yazılımını kullanabiliriz. Sadece Windows 7 üzerinde çalışan bu yazılımı kullanırken birşeyler bozarım diye korkmayın. Sadece oturma konumunuz ve monitörünüzün konumunun doğru olmasına dikkat edin. Program çalışınca üst soldaki renkli noktaların yanında yer alan Gamma düğmesine basın. Ayrı bir pencere açılacak ve 3 ana rengi ayrı ayrı ayarlayabileceğiz. Renklerin yanındaki sayıları bir yere not edin ve daha sonra tek tek + ve düğmelerine basılı tutarak her rengi ayarlayın. Şöyle bir yöntem önerebilirim: Öncelikle kırmızının artısına basılı tutarak en üst değere kadar gidin. Bu değer 3.10 olmalıdır. Bu durumda iken kırmızı sütunun ortasında iki tane koyu renkli dikey şerit görülecektir. Şimdi – düğmesine basılı tutarak bu kez en alt değere inin ki bu da 1.39 olmalıdır. Bu durumda ise kırmızı sütunun içinde aynı yerde iki dikey beyaz şerit oluşacaktır. Şimdi + düğmesine basılı tutarak bu iki şeridin hemen dışlarındaki düz kırmızı bölge ile kaynaşacağı yani neredeyse yokolacağı değeri bulun. Dikkat etmeniz gereken nokta, beyaz şeritler kaybolurken çok kısa bir süre sonra siyah şeritlerin ortaya çıkacağıdır. Şeritlerin olabildiğince görünmediği bu orta bölgeyi bulun ve bu değeri not edin. Aynı işlemi sırasıyla yeşil ve mavi sütunlar için de uygulayın. İdealde her sütunda şeritler tamamıyla görülmez olmalıdır.

Bu ideal durumu elde edemeyebilirsiniz ama buna en yakın konumu elde edin ve değerlerinizi not edin. Özellikle yaşayacağınız sorun beyaz şeridin üst kısımları yokolurken alt kısımlarda birden siyah şeritlerin belirmesi sorunudur. Bunun nedeni çok çeşitli olabilir. Kırmızı sütunun üst kısımlarında beyaz şeritlerin görüldüğünü ve bunların ortaya doğru inerken yokolduğunu ama aşağıya doğru siyah şeritlerin ortaya çıkmaya başladığını görürseniz (ki çoğu monitördeki durum budur) tam ortaya bakarak beyaz ya da siyah herhangi bir şeridin olmadığı ve yukarıdaki beyaz ile aşağıdaki siyah şeritlerin birbirlerinden eşit uzaklıkta oldukları bir noktayı elde etmeye çalışın. Bu değer 2.20’ye ne kadar yakınsa o kadar iyidir ama amacınız 2.20’yi tutturmak değil, monitörünüzü doğru ayarlamak. Kendi monitörünüze en uygun değeri bulun. Genelde mavide ayar biraz zor oluyor ve mavinin değeri diğer iki renge göre daha düşük olabilir. Yani R=2.20, G=2.19 iken B=2.09 gibi olabilir. İşlem bitince OK düğmesine basın. Yazılım size işlemin tamamlandığını, renk profilinizin oluşturulduğunu ve standart Windows 7 renk profiliniz olarak belirlendiğini söyleyecektir. Böylece tekrar bu sayfaya gelip yukarıdaki resimlere bakarak son durumu sınayabilirsiniz. Böylece gamma, renk, parlaklık ve karşıtlık ayarlarını kabaca yapmış olduk.

EK: Daha sonraki bir yazımca Atrise Lutcurve isimli ücretli bir yazılımı kullanarak monitör ayarı yapmayı anlatacağım.

 

Şimdi de aşağıdaki resmi ekranımızın tam ortasına getirelim:

amsler.grid.1

Resme tam karşıdan bakarken, gözlerinizi ortadaki noktadan ayırmadan boynunuzu olabildiğince sola doğru çevirin ve noktanın gözden kaybolduğu açıya gelince 1 sn durun. Sonra da boynunuzu sola döndürmeye devam edip boynunuzun tam gergin olduğu en uç noktada 3 sn bekleyin ve ardından başınızı düz konuma getirip noktayı ve çizgileri inceleyin.  Aynısını bir kez de sağa doğru deneyin ve gözünüzü noktadan ayırmadan başınızı döndürebileceğiniz kadar döndürün. Sonra yine boynunuzun en gergin olduğu noktaya dek sağa döndürüp orada 3 sn bekleyin ve başınızı düzeltip noktada ve çizgilerde bir değişiklik görüp görmediğinize dikkat edin.

Şimdi de yine gözlerinizi noktaya kilitli konumda bu kez boynunuzu olabildiğince sola doğru yan yatırın ve gerilebileceği en uç noktaya kadar eğin. Orada 3 sn beklerken yine noktada ve etrafındaki çizgilerde bir değişiklik olup olmadığına bakın. Aynısını bir kez da sağa doğru deneyin ve yine nokta ve çizgilerde bir değişiklik görüp görmediğiniz not edin. Noktada ve çizgilerde herhangi bir değişiklik gördünüz mü? Görememiş olmalısınız çünkü bir değişiklik yok ve olamaz. Size sadece boyun egzersizi yaptırdım. Zaten konumuzla da alakası yok ama monitörünü kalibre eden bir adamın boynunu da arada bir kalibre etmesi gerek yoksa ben gibi bir süre sonra boyun düzleşmesinden mağdur olur ve bunları zorla yapmak durumunda kalırsınız. Uzun süre monitör başında oturmanın en büyük dezavantajı bu.

Tekrar söyleyeyim; kusursuz bir monitör yoktur ama elinizdeki monitörün olabilecek en uygun hale getirilmesini sağlayabilirsiniz. Bu an itibarıyla söz konusu monitörünüzü kullanarak yapacağınız renk düzenleme ayarları daha gerçeğine yakın olacaktır. Ayrıca, bugünkü yazılımların bazı özellikleri sayesinde özel gösterge ve grafikler (scopes and diagrams) kullanarak renk düzenlemesi yapmak daha kolay hale geldi. Öylesine ki, yurtdışında tanıştığım bir grafiker/fotoğrafçı renk körü olduğunu söylemişti. Yani adam renkleri diğer herkese göre farklı gördüğü halde sadece grafikler ve skoplara bakarak onları olmaları gerektiği yerlerde kullanabilmekte idi.

Doğru renk düzenlemesi için gerekli monitör ayarları şimdilik bu kadar. Bir dahaki yazıya kadar hoşçakalın.

(Bu arada boyun kalibrasyonu sırasında nokta ve çizgilerde bir değişiklik falan gördüyseniz sorununuz çok farklıdır ve bir uzmana görünün derim. Sağlıcakla…)

Sığ Çekim, Öncesi ve Sonrası…

Canon sahibi çoğu amatör film ve video meraklısının kafasında bazı önyargılar ya da “yanlış sorular” vardır. Bazı kamera ayarları ile, bazı konumlandırmalar ile, bazı teknikler ile otomatikman çektiklerinin iyi olacağını ya da bazı formüllere uyarlarsa filmlerinin “iyi” bir film olacağını varsaymak gibi. Bunlardan günümüzde en yaygın olanlarından birisi de bu yazının konusu.
Genelde kameraya biraz da olsa hakim olununca, bir-iki deneme çekimi yapınca ve menü seçenekleri kurcalanmaya başlanınca kafada sorular oluşur: Bu ayarların hangisini kullanırsam benim çektiklerim de internet üzerinde ya da televizyonda gördüğüm cam gibi görüntülere benzer? Bu noktada amatörün (hatta kendine profesyonel deyip de esasen sağdan soldan duyduklarını satanların) öğrendiklerinden ilki Canon kameralar üzerinde yer alan Picture Styles yani çekim stilleri ya da çekim profilleri. Bu profiller kamera sensöründen gelen ham görüntünün (raw video) kodlayıcı (codec) ile işlenmesinden önce üzerine uygulanan bazı ayarlar ve değişikliklerdir. Bu profiller ile görüntünün üzerinde yapılan değişiklik ya da tercihler daha sonra kodlayıcı tarafından karta yazılacak görüntü dosyasına dönüştürülür. Yani gelen ham görüntü bu profil süzgeçlerinden geçip kodlayıcı tarafından sıkıştırılır ve MOV zarfının içine konarak karta yazılır.
Bu profillerin önemi bu aşamada ortaya çıkıyor. Bildiğiniz gibi sensörden gelen görüntüyü doğrudan kayıt etmek mümkün değil (bu konuda bazı hackler mevcut ama şu anda bu konuya girmiyor ve ham videonun elde edilemez olduğunu varsayıyorum). Yani, ham videoya en yakın aşamada iş gören bu profiller arasından yapılacak seçim ile ham video en istendik hale getirilebilir. Öyleyse profiller önemli bir konu. Canon DSLR kameralar üzerinde normalde bazı profiller geliyor ve 3 adet de kullanıcıya bırakılmış ve ayarlanabilen/dışarıdan yüklenen seçenek (custom user profiles) var. Bu noktada elimizde iki seçenek var: Ya mevcut seçenekler üzerinde oynayacağız ya da kendimiz uygun profiller bulup dışarıdan yükleyeceğiz.
Peki, ham video üzerinde yapılacak değişiklikler ile elde etmeyi amaçladığımız nedir? “En güzel” ne demektir? Cevap çabuk gelir: Film vb çekiyorsan ve yaptığın işin kaliteli olması arzusunda isen “flat çekmelisin“. Genelde flat çekmek diye tanımlanan bu durum esasen sığ çekim dediğimiz bir tercihin adıdır. Peki sığ çekim nedir ve neden gereklidir? Dahası bunu yapmanız gerçekten gerekli mi?
Sığ çekim aslında 8 bit temelli bir video dosyasına olabilecek en çok veri aralığını sıkıştırma için yapılan bir girişimdir. Canon kamera sensörleri aslında 14 bitlik bir altyapı ile çalışıyorlar ama bu 14bitlik sayısal görüntüyü video çekiminde kullanamıyoruz ve sadece fotoğraf çekiminde kullanılabiliyor. 14bitlik görüntünün dinamik aralığı (dynamic range) ya da karşıtlık aralığı (contrast range) çok yüksek. Yani 14bitlik görüntü 0 ile 13-14 stop arasındaki ışık değerlerini birbirinden ayırabiliyor. Oysa 8 bit video dosyasının kapasitesi en fazla 9 hadi bilemediniz 10 stop. DSLR kullananlar genelde 7 ila 8 stopluk aralıklarla çalışmak durumunda. İşte bu nedenle amatör filmciliğin en belirgin özellikleri (ve sorunları) hep patlamış denen aydınlık kısımlar (highlights) ve kıpır kıpır makrobloklar ile gürültülerin dansettiği karanlık kısımlar (shadows). Bu noktada istenen, bu 8 bitlik altyapıya olabildiğince geniş bir aralığı sıkıştırmak ki hem aydınlıklar hem karanlıklar kopup gitmesin, hepsindeki ayrıntılar saklanabilsin. Bu ayrıntıların hepsini istemiyor olabiliriz ama yine de masa altları, köşeler gibi yerlerde kıpırdayan noktalar ve dümdüz beyaz ve ayrıntısız gökyüzleri son derece rahatsız edici.
Bu noktada pozlama çok önemli bir nokta elbette ama örneğin bir iç mekan çekiminde pozlamayı içerinin ortalama ışığına göre yaparsanız bu ortalamanın dışında kalan pencere vb dış mekan ışıkları fazla pozlanmış duruma düşmekte (overexposure).
 interior-photography-mike-kelley-03
Benzer biçimde dış mekana göre pozlama yaparsak da bu kez ortalamanın altında kalan karanlıklar düşük pozlanmakta (underexposure) ve çok kötü durumda gözükmektedir.
interior-photography-mike-kelley-02
Yani elimizdeki 9 stopluk aralığı üste dayasak alttan, alta dayasak üstten kaybediyoruz. Acaba ne yapsak ki bu aralığa birkaç stop daha ışık ve ayrıntı yerleştirebilsek?
ÇÖZÜM 1: Pozlama becerisi kullanmak. Yani elde bulunan 9 stopu içeriğe en uygun biçimde kullanmak. DSLRler başta olmak üzere tüketici sınıf kameraların pozlama ayarı genelde otomatikte durur ki bu da kamera görüntüye giren toplam ışığı ölçüp ortalamasını alıp ona göre pozlama (diyafram + örtücü ayarı) belirliyor demektir. Bu ortalamanın üstünde kalan pencereler doğal olarak uçup gider. Öyleyse, görüntü dahilinde pencere vb varsa pozlama bu pencere dikkate alınarak yapılmalı, yani pencere pozlaması en üst sınır olarak belirlenmelidir. Aynı şeyi karanlık kısımların ön planda olduğu çekimler için de düşünmek gereklidir. Yani, pozlama alt sınırlar gözetilerek yapılmalıdır. ISO artırımı kısmi yarar sağlarken gürültü nedeniyle bu bir noktaya kadar iş görür. Diyafram ise eldeki ile sınırlıdır ve fazla açılması alan derinliği tutarsızlığı ya da netleme sorunları yaratır.
Bu çözümü gerçekleştirmek için de doğal olarak pozlama ayarının elle yapılması (manual exposure) gereklidir. Bu çözüm kısmen geçerlidir ama kamera hareketli ise bu çözüm geçerli olmayacaktır çünkü sürekli pozlama ayarı yapmak hem çok zordur hem de çoğu kez mümkün değildir. Öte yandan, aynı kare içinde hem aydınlık kısımlar hem de karanlık kısımlar varsa (yemek masasının üstünde sarkan avize ve masanın altı vb) bu durumda tercihlerden biri kullanılsa diğeri sorun yaratacaktır. Bu gibi durumlarda en pratik çözüm üst sınırı esas alıp (avizenin patlamasını engelleyecek derecede aydınlıkları esas almak) ve karanlıkların eşiğini de ışık kullanarak yükseltip yakalanan aralığa girmesini sağlamak. Yani kontrollü ışık kullanımı ile aralığı derli toplu hale getirmek. Bu en güzel çözüm olduğu halde amatörler açısından en sorunlu olan noktalardan birinin de kontrollü ışık kullanımı olduğu hatırlanırsa bir sorunu çözerken bambaşka felaketlere davetiye anlamına da gelecektir. Bu nedenle, şu anda bu ilk çözümü uygun diyafram + uygun ISO ayarı + elle pozlama + üste yaslama ve son çare olarak da HTP seçeneğinin açılması ile elde edebiliriz diyebiliriz. HTP gürültüyü kısmen arttıracaktır ama aydınlıkların patlamasını engelleyeceği için işe yaradığı durum da az değildir.
ÇÖZÜM 2: Sığ (flat) profil kullanımı ile dinamik aralığı genişletmek
Öncelikle sığ çekim tartışması…
Sığ çekim için tasarlanmış profiller kameranın kodlayıcısının 8 bitlik aralığına olabildiğince fazla şey sığdırmaya çalışırlar. Bunu da genelde karanlıkları yükseltip aydınlıkları da düşürerek yapmaya çalışırlar. Böylece ortaya karşıtlığı düşük, olabildiğince sığ bir görüntü çıkar. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, karşıtlığı düşük her çekimin kendiliğinden sığ olmayacağıdır. Keşke öyle olsaydı, çünkü o zaman kameranın ayarlarını biraz kurcalayıp karşıtlığı düşürerek sığ bir çekim elde ederdik. Oysa, sığ çekim yaparken hem dinamik derinliği belli iki eşik arasında toplamak hem de bunu yaparken renkleri ve görüntüye giren ayrıntıları kaybetmemek gereklidir.
Ek olarak, sığ yapılan çekimler olduğu gibi kullanılacak durumda olmadıkları için (gerçi sığ çekimin doğrudan ya da çok az değişiklikle kullanıldığı bir moda da yaşanmakta), bu çekimler için çekim sonrası aşamada önemli bir emek ve zaman harcayarak daha güzel ve amaca uygun bir görüntünün elde edilmesi gereklidir. Yani sığ çekim yapılırsa işler artmaktadır. Bu kez de renkten anlayan, renk düzenlemesi yapabilecek ve gözü sağlam elemanlar gerekmektedir. Bunların olmaması durumunda ortaya çıkan görüntüler vasatın ötesine geçememekte, hatta hiç sığ çekim yaklaşımı güdülmemiş çekimlerden dahi kötü olabilmektedir. Bu nedenle, bir amatörün öncelikle bu noktada bir karar vermesi gereklidir. Bunca işin altına girmesi mümkün olmayan kişiler sığ çekim işine hiç kalkışmamalı, amaçladıkları son görüntüyü olabildiğince kameranın mevcut ayarlarını kullanarak çekim anında oluşturmaya çalışmalıdırlar. Bugün bir çok amatör yaptığı sığ çekimleri işleyemediği ya da gereksiz bulduğu için bu kez de bunları kameranın standart ayarlarına dönüştürmek için bilgisayar başında boğuşmaktadır. Sığ çekimin gerçekten gerekli olup olmadığı sorgulanmadan bodoslama bu işe girişmek birçok amatör için zaten çok değerli olan zaman etmeni açısından sorun yaratacaktır.
Technicolor Cinestyle kullanılarak yapılmış bir çekimi “kurtarmak” amacıyla tekrar Standard profile döndürmenin görece kolay yolunu anlatan bir video.
Bunlar dikkate alınarak gerçekten sığ çekim yapılıp yapılmayacağı çok dikkatle belirlenmelidir. Bu noktada elbette şu soru ortaya çıkmaktadır:
Sığ çekim yapılmış ve üzerinde çalışılmış görüntü ile tamamen kamera üzerindeki ayarlar ile elde edilmiş görüntü arasında ne derece fark vardır? Birisindeki görüntü kalitesi farkı, söz konusu emek ve zamana değmekte midir?
Bu sorunun cevabını vermek zor ama sığ çekim doğru kullanılması durumunda daha çok ayrıntı yakalamak ve bunları olabildiğince en sonda ortaya çıkacak video dosyasına dek ulaştırabilme açısından başarılı sonuçlar vermektedir. Buna karşın, gerekli gereksiz her yerde kullanılması nedeniyle aslında işe yaramadığı bir çok durum da vardır. İnternet üzerinde verilen birçok sığ çekim karşılaştırmasında elde edilen sonuçlar aynı kameranın standart profil ile kullanılmasında elde edilecek sonuçlardan pek de farklı değildir. Bu yazıyı bu noktaya kadar okuyanlar bunun nedenini anlamış olsalar gerekir. Çünkü, söz konusu çekimler dinamik aralığı geniş olan çekimler değildir. Dış mekanda yapılan ve pozlaması doğru olan bir çekimde zaten patlamayan aydınlıklar gözönüne alınmıştır ve aynı planda karanlıkların da aynı derecede önemli olduğu çekim durumları pek mevcut değildir. Bu çekimlerin çoğunda zaten olası en yüksek miktarda ayrıntı doğru pozlama ile görüntüye girmiştir ve sığ çekimin bunlara dahil edebileceği pek bir şey yoktur. Benzer bir durum, karanlık iç mekan çekimleri için de geçerlidir. Pozlama ve varsa ışıklandırmanın karanlıklara göre doğru yapıldığı çekimlerde zaten sığ çekime gerek yoktur. Sorun, sadece ve sadece hem karanlık hem de aydınlık unsurlar barındıran çekimler için geçerlidir. Bu durum söz konusu ise ve bu projenizin geneline yayılan bir durumu özetliyorsa, sığ çekim profili kullanarak olası en yüksek ayrıntı ve karşıtlığı elde edebilirsiniz.
Sığ çekim tek başına görüntü kalitesini arttıran bir şey değildir. Kameranızın dinamik derinliği planladığınız sahnedeki durumu yakalayamıyorsa bu profilleri kullanabilirsiniz. Bunun dışında, başına dert almak istemeyen amatörler Canon kameralardaki Faithful ayarını seçerek renkleri gerçeğine en yakın çekimleri yapabilirler. Yukarıda belirtilen pozlama ayarları da düzgün ise sonuç zaten güzel olacaktır. Biraz daha dinamik derinlik artışı isteyenler (ve bunun bedeli olarak da birazcık çekim sonrası düzenleme yapmayı kabul edenler) ise Neutral profilini kullanabilirler. Her iki profilde de karşıtlık (contrast) 0, renk doygunluğu (saturation) -2, keskinlik (sharpness) 0 olarak başlanmalı ve eğer yeterli gelmiyorsa karşıtlık birer adımlarla -4′e dek düşürülmelidir.
caption_003_thumb
Şimdi gelelim sığ çekimin gerekli olduğu ve kullanılmasına karar verildiği durumlara. Bu noktada birden fazla sığ profil olduğu ve aralarında bir rekabet olduğu hatırlanmalı. Bunlardan en ünlüsü ve popüleri Technicolor firmasının Canon ile ortaklık çerçevesinde geliştirdiği Cinestyle. Bu kadar profesyonel isim bir arada olunca elbette otomatikman herkes de bu profilin en uygun ve gelişmiş profil olması gerektiğini düşünüyor. Bu profil ilk çıktığında büyük bir heyecan yarattı ve buna ben de dahilim. Gerçekten de tartışmasız olarak bu profille yapılan çekimlerde karanlıklardaki ayrıntı miktarı daha yüksek. Üstüne üstlük Technicolor firması bir adım daha ileri gidip tamamen profesyonel film ve video kameralarında kullanılan LUT denen özelliği de bu sürece dahil ederek amatörlere büyük bir avantaj sağlamış oldu. Burada, sığ yapılan çekimler video yazılımına yüklenince ve bunlar üzerine LUT uygulanınca üzerinde çalışılmaya en yakın görüntünün elde edileceği ve bu görüntü üzerinde sorunsuz olarak renk çalışması yapılabileceği sonucu beklenmekte. LUT kullanımına başka kameralarda tanık olsak ve sonuçları çok güzel olsa da Canonlarda bunu ilk deneyince pek de beklediğimiz gibi bir görüntünün çıkmadığını gördük. Ama heyecan bu… Bir kere insan psikolojik olarak etkilenince aynı görüntüyü başka türlü yorumlayabiliyor. Dahası, Cinestyle ile yapılmış Canon çekimine ilk kez LUT uygulaması yapınca görüntünün üzerinde çok da fazla oynayamadığımı gördüm. “Olacağı herhalde bu kadar” dedik ama işin garip tarafı, LUT uygulanmamış sığ videonun daha çok oynamaya izin vermesi. Yani kullanıcıya daha büyük esneklik tanıyor. Hatta, LUT uygulanınca elde edilenin hiç sığ çekim yapılmamış videodan amman amman bir farkı da kalmıyor. LUT, renkleri koruyor ama birşeyler yine de eksik, yani neden bunu yaptığımın cevabı yok ve yapmayı planladıklarımı yapmadan bekliyorum. LUT’u bu ilk denemeden sonra hiç kullanmadım ama “herhalde bir bir yanlışlık yapıyoruz ya da After Affects burada farklı bir uygulama yapıyor” dedik.
Derken şüphelerimizde haklı olduğumuzu gösteren bazı gelişmeler oldu. Bir önceki profilimin (Marvel’s Cine) tasarımcısı, Technicolor Cinestyle’ın dinamik derinliği arttırmak bir yana azalttığını ve elimizdeki görüntünün sanki 7 bitlikmiş gibi bir izlenim verdiğini söyledi. Technicolor ise bir süre sonra LUT’u uygulamak için kullanılan LUT Buddy uygulamasını bedava olarak vermekten vazgeçip, diğer ücretli profesyonel paketlerine dahil etti. Yani, LUT’un Canon görüntüsü üzerine uygulanmasını DSLR kullanıcısı amatörlerden alıp daha profesyonel bir kitleye sundu. Bunun birden çok nedeni olabilir ama kişisel tahminim LUT’un doğrudan uygulanmasının istenen sonucu vermediği ve bunu başka şeylerle birarada kullanarak daha iyi sonuç alınacağı. Ayrıca, zaman geçince ortaya çıkan bazı bilgiler Cinestyle profilinin tasarım amacının biraz farklı olduğunu gözününe serdi. 5D Mark ii gibi kameraları profeyonel sinema setlerinde Arri Alexa ya da hatta Red gibi kameralarla beraber B kamerası olarak kullanmayı isteyen çok sayıda yönetmen ya da görüntü yönetmeni var. Bunlar, 5D görüntüsünün Alexa gibi kameralarla eş-kesiminin (intercutting) yapılabilmesini istiyorlar. Yani 5D videosu ile Alexa videosunu yanyana koyduğunda kabul edilebilir bir geçiş olsun istiyorlar. Technicolor’un Cinestyle ve LUT uygulaması ile yapmaya çalıştığı şey bu: 5D görüntüsünü benzer profiller ile denklemek ve Canon kameraların kaza kamerası (crash camera) ya da B kamerası (ana kameraya paralel, kısa çekimler yapan kamera) olarak kullanımını sağlamak ve bu arada DSLRlerin görece ucuzluğu, ebat avantajları ve portatifliğinden yararlanmak.
LUT kullanımı bir yana, bizzat Cinestyle’ın ne derece işe yaradığı da sorgulanabilir. Bazı çekimlerimde gerçekten diğer 2 profilden (eskiden superflat ve Marvel’s Cine, şimdi ise Marvel’s Cine ve Flaat10) daha başarılı sonuç verirken, işleme sonrasında bu avantajı ortadan kalkıyor. Bazı çekimlerde tüm renklerde hafiften yeşile doğru bir kayma oluyor. Bazen de turuncumsu sığlığın içine gömülmüş bazı renkleri birbirinden ayırmak mümkün olmuyor. Yani normalde farklı olan iki renk çok fazla birbirine yaklaşıyor. Ayrıca çok sığ olduğu için netleme yaparken kamera bile zorlanıyor. Dış mekan çekimlerinde gökyüzünde, iç mekan çekimlerinde de düz duvarlar gibi planlarda şeritlenme (banding) yaptığı da görülebiliyor. Magic Lantern bu sorunların bazılarını aşmada yardımcı oldu ama hala Cinestyle kullandığım için adam etmekte zorlandığım çekimlerim bekliyor. Amatörler ise zaten Cinestyle’ı bir de Magic Bullet cehennemine sokup yapmaları gerekenin tam aksine, karanlıkların tamamen kapkara ve ayrıntısız olduğu, renklerin turuncuya, ten renginin de pişmiş testi gibi dokusuz toprak rengine dönüştüğü çekimler sunuyorlar. Cinestyle diğer tüm sığ profiller gibi, ne yaptığını bilmeyenin elinde tehlikeli.
Sığ Çekim ve sonrası
Eğer bunca laftan sonra hala sığ da sığ diye ısrarlıysanız, şimdi gelelim kullanımına.
Daha önceki bir yazımda kameranıza nasıl profil yükleyeceğinizi anlatmıştım. Bu noktada o yazıyı tekrar okuyup profiller arasından seçimlerinizi yapmanız ve gerekenleri yüklemeniz yerinde olur.
Bu noktadan itibaren kameranızda profiller yüklenmiş ve ayrıca da çalışan bir Magic Lantern olduğunu varsayıyorum. Profillerde Cinestyle için Doygunluk -2, Karşıtlık -4, Keskinlik 0, Renk için ise 0 seçiniz. Marvel’s Cine için ise Keskinlik ve Karşıtlık -4, Doygunluk ise -2 olmalı. Çekim ayarları 1920×1080 25p olarak kabul edilmelidir. Canon kameralarda 720p kullanılmasını önermiyorum. ML üzerinde kalite ayarı (CBR) olarak sabit içeriği yüksek olan planlarda 1.4 çarpanı ve üstü denenebilir. Hareket içeren ve kameranın da hareket ettiği planlarda ise 1.2 üstü riskli olacaktır. Deneyin, görün ve karar verin. Son olarak da log özelliğini aktif hale getirin. Böylece yapılan her kaydın yanına o video klibinin hangi ayarlarda çekildiğini belirten bir metin dosyası eklenecek. Bazen profil değişikliği ya da diğer ayar değişikliklerinin olduğunu bu dosyadan görebiliyoruz.
Genelde ISO için 160 ve katları önerilir ama bunun hatalı bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Çekmekte olduğunuz içeriğe uygun bir diyafram ve ISO ayarı seçiniz. Ben aksine 160 ve katlarından biraz uzak durdum hep. 100 ve katları daha yerinde olur ama çok abartılacak bir durum değil. Doğru ISO’yu seçiniz. HTP ayarını kapalı konuma getirin. Açılması gereken durumlar yukarıda belirtildi.
Magic Lantern üzerindeki muhteşem bir ayar çok önemli bir sorunumuzu çözecek. ML üzerinde kullanım profili ile çekim profilini ayrı seçebiliyoruz. Bu da çekimler arası netlik ve benzeri ayarlar için daha karşıtlığı yüksek bir profil (Standard/Normal ya da Faithful) seçerken, çekime başlayınca bunun Cinestyle türünde sığ profil olmasını sağlayabilirsiniz. Cinestyle pozlama sorunları da yaratabileceği için ve de Canon’un gösterdiği pozlama ile Cinestyle pek uyuşmayabileceği için, netlik ve pozlama ayarı yapılırken Normal, çekim yaparken ise Cinestyle kullanılmalıdır. Ben netlemede Faithful, pozlamadan ise Normal ve Cinetyle’ı değiştirerek kontrol ederek kullanıyorum. Çekim ayarı Cinestyle olarak kabul ediyoruz.
Image
Magic Lantern ekranındaki PictureStyle o anda ekranda görmekte olduğunuz görüntünün  profilini, Rec PicStyle ise kayıt düğmesine bastığınız anda kullanılacak olan profili gösterir.
Mümkünse uygun gri kart kullanarak ve hatta renk skalası kullanarak doğru bir beyaz ayarı yapılmalıdır. Bunu genelde çekim sonrasında da halletmek mümkün ama sığ çekimde doğru beyaz ayarı yapılmazsa dinamik derinliğinizden kaybedebilirsiniz. Bunun nedeni, yanlış beyaz ayarı ile yapılmış bir çekimde renk kanallarından birinin patlamasının mümkün olması ve bunun görüntüde algılanamamasıdır. Bir renk patlarken diğerleri karanlık ve gürültülü kalabilir. Pozlamanızı en aydınlık kısımlar görüntüye patlamadan girmiş şekilde yapın. En güzel ayar ten rengi de kadraja girecek şekilde beyaz, siyah, gri ve ana renklerin görüldüğü bir referansı her plan başında kullanmak ya da bu amaç için ideal bir yöntem olan klaket kullanımı.
Image
Çekimimizi bu ayarlar ile yapıyoruz. Çekim sonrasında, elinizde renk tonları olduğunca birbirine yaklaşmış, karşıtlığı düşük bir görüntü olacaktır.
 Image
Çekim sonrasında kullanacağınız program önemli. Adobe CS 5.5 ve sonrası sürümler Canon kliplerini sorunsuz olarak işleyebildiği halde, CS4 gibi sürümlerdeki yazılımlar için bu kliplerin dönüştürülmesi gerekebilir. Bu ayrı bir konu ama AWPro, Handbrake veya MPEG Streamclip gibi programlar ve DNxHD veya ProRes gibi kodlayıcılar ile 220 Mbitlere ulaşan bit oranlarıyla çok daha hızlı ve kayıpsız çalışabilirsiniz. Ben Canon olmasa da Panasonic kliplerini DNxHD 220 Mbps lip 10 bitlik (4:2:2) dosyalara dönüştürüyorum. Daha üstüne pek gerek duymadım ve büyük sinema perdesi dahil olmak üzere bu ayarlar tatmin edici sonuçlar verdi.
Görüntülerinizi After Effects’e aktarın. Soldaki Project penceresinin altındaki satırda 8 bit yazan yere tıklayın. Açılan Project Settings kısmında Depth seçeneğini 32bits per channel ve altındaki Working Space kısmını da HDTV (Rec. 709) olarak seçin. Bu arada bu ayar normalde kameranızda da sRGB olmalıdır. Bu şekilde yapılan çekimler web üzerinden yapılacak türden tüm ayarlara uygun olacaktır. Sadece web üzerinden yayınlanacak projeler için sRGB seçilebilirken, eğer çekiminizin yayın formatına uygun yani TVler üzerinden izlenirken daha düzgün görülmesini istiyorsanız, REC 709 seçmek daha doğru olacaktır. Project kısmına aktarılan kliplerden istediğinizi seçerek şu anda 32 bpc yazmakta olan ikonun hemen solundaki film karesi ikonunun üzerine bırakın.
İşte bu aşamada normalde başka hiçbir şey yapmadan görüntüye LUT uygulamak yani görüntü üzerine atılan bir ayar katmanına (adjustment layer) LUT yüklenmeli ve renk düzenlemesi bunun üzerinden yapılmalı. Daha önce söylediğim gibi, LUT uygulaması sonrası renk düzenlenmesini başarılı ve hatta mantıklı bulmadığım için ancak ve ancak LUT öncesi renk düzenlemesi yapmayı kabul edebiliyorum. LUT uygulamasından tek umudum bu. LUT uygulaması ancak CS4 ve üstünde yapılabiliyor. Bu tartışmayı yukarıda yaptık ve ben LUTsuz devam edeceğimizi öngörüyorum. Bunun yerine kendimiz gerekli eğrileri oluşturacağız.
Bu noktadan ötesi kişisel tercihinizdir. Ben sadece elimdeki örnek görüntü üzerinden bir fikir verebilmek için After Effects’in kendi eğriler (curves) ve düzeyler (levels) efektlerini kullandım. İlk yaptığım, eğrileri kullanarak basit bir S-eğrisi (s-curve) oluşturmak. Belki gerçek bir projede bu eğriyi 50 kere değiştiririm ama bu geçici hali dahi ten renklerini duvarlardan ve diğer yakın unsurlardan kurtarabildi. Ten rengi belirginleşti, diğer renkler kendi aralarında toplaştılar. Bu toplaşmayı biraz uğraşıp dağıtabilirsiniz ama bu içeriğinizin gerektirdiği ruh hali ve ortama bağlı bir tercihtir.
Image
Bu film projesinin içeriğinde karamsar başlayan bir hava egemendi. Bunun için yeşilin eğrisini biraz kurcalamak sıradan da olsa gerekli soğukluğu verebilir. Düzeylerde de kısmen eşik değerleri ortaya çekerek, kısmen de orta değeri eşiklerden birine yaklaştırarak ve bunu değişik renk kanallarında ayrı ayrı deneyerek tutarlı bir renk ortamı tasarlamak mümkündür. Genel eğilim biraz fazla kırmızıya kaymış olduğu için, en başta S-eğrisini kırmızı kanalda biraz aşağı çektim. Yeşil için de biraz oynama yapınca ortaya farklı bir görüntü çıktı.
Image
Normalde ilk adım olarak kullanılması gereken gürültü azaltma (noise reduction) efektini burada en başta kullanmamıştım çünkü içeriğimizde zaten alan derinliği biraz dar ve ışık konusunda büyük sorun yok. Bu nedenle netlik dışı alanlarda gürültü egemen değil. Yine de etkisini görmek için ilk aşamaya Neat Video ile bir çalışma koydum. NV aslında biraz bulanıklaştırma yapıyor ama burada cilt üzerindeki yumuşatıcı etkisi biraz kendini gösterdi. Buna karşın, bu aşamada ek olarak biraz mavi artışı yapınca arka plan ile ön plan arasındaki ayrım, perspektifin de desteğiyle, daha belirgin oldu.
Image
Görüldüğü üzere, tamamen sığ bir çekimden son aşamaya dek kayda değer bir kayıp olmadan gelinebiliyor. Son olarak da netliğin biraz sorunlu olduğu bu karede karakterleri ön plana çıkarabilmek için biraz keskinleştirme (sharpening) uyguladım. After Effects’in Unsharp Mask seçeneği bunun için yeterli. Böylece yüzlerdeki bulanıklık da biraz olsun azalmış oldu.
 Image
Buraya dek kullandığımız efektler NV hariç tamamen After Effects’in kendi efektleri idi. Tamamen uzman renk düzenleme yazılımları kullanılarak çok daha ayırdedici renk çalışmaları yapmak mümkün. Örneğin arka planda koridordaki duvarda oluşmuş patlama (her ne kadar dikkat çekmediği için önemsiz olsa da) ya da beyaz gömlek üzerindeki patlamaya yakın durum düzeltilebilir. 1-2 saniyelik bir ayar denemesi ile bu patlamaları biraz bastırıyoruz.
Image
Buraya dek nerelerden geldiğimizi hatırlayalım:
 Image
Söylediğimiz gibi, renk düzenlemesi bir tercih meselesi. Bu nedenle doğrusu ve yanlışının olup olmayacağı tartışmalı.
Bu ilk örnekte esasen Cinestyle’ın renk konusundaki etkisi görüldü. Gerçek etkisini dinamik derinlikte göstermesi gereken bu profil için bir çalışma daha gösterelim. Bu kez After Effects’in dahili efektleri yerine Color Finesse yazılımını kullanacağım.
Image
Soldaki göstergede de görüldüğü gibi, içerik sığ. Bunu hem altı ve üstü boş olan sol-üst köşedeki dalgabiçiminden (waveform), hem de sağ-alttaki iki kenarları yaslanmamış ve ortada toplanmış izlenimi veren histogramlardan görmek mümkün. Sağ üstteki vectorscope da yine tamamen ortada toplanmış bir içerik gösteriyor. Bu dış mekan çekiminde hem bazı karanlık noktalar var, hem de aydınlık bir gökyüzü var. Patlama yok ama akşam gün batımı yakınında çekilen görüntü çok belirsiz ama sığ çekim özellikle soldaki ağaçların karanlığında kendini göstermiş ve normal çekimde buralarda karmakarışık olacak ayrıntılar burada seçilebilir durumda. En azından karanlık kısmılar bir bulaşık halini almamış. Görüntü üzerinde biraz oynama ile karanlıkları istediğim noktaya kadar indirebiliyorum. Yani makrobloklar ve gürültü sorun olmaksızın isterseniz güzel karanlık köşeler yaratabilirsiniz.
Image
Bunu yapınca gökyüzü dahil olmak üzere karenin birçok noktası daha belirgin hale geldi. Cinestyle’In verdiği solgunluk gitti. CF’nin sağladığı özellikler ile gökyüzünü patlamadan açıp kapatabiliyor, rengini hafif kızıla çekebiliyor ve karanlıkları hem ışık hem de renk olarak kontrol edebiliyorum. Sığ çekim olmasaydı bu değerlerle oynadığım anda resim dağılırdı. Günbatımı havasını vurgulamak için göğü oluşturan aydınlık kısmı tanımlayıp hafif kızıla çekiyorum.
Image
Bu kez HSL ile biraz daha zorlayalım. Eğriler resmen S’likten çıkıp X’e döndüler:
Image
Bu noktada kızın montu dağılmaya başladığı için sınırları zorlamış oluyoruz. Zaten eğriler eşikleri geçince resimde kayıp var demektir. Bu durumda kız ile göğü ayırmak gerek ama CF’de maskeleme özelliği yok. Bunu ya AE üzerinde maskeleme ile yapmak lazım ya da Colorista II vb programlarda bulunan power mask özelliğini kullanmak lazım.
Aynı şeyi bu kez de gündüz havası vermek için yapıyorum ama bu kez göğe mavi vermek yerine magenta eksiltiyorum. Ortama mavi bir hava egemen oluyor. Tüm bu süreçte hiçbir dağılma ya da şeritlenme yaşamadım. Orjinal dosya başka bir profilde çekilmiş olsaydı bu esnekliğe sahip olamayacaktım. Burada görmeye çalıştığımız Cinestyle ile çekilmiş bir görüntünün sahip olduğu nitelikler olduğu için sanırım yeterli olmuştur.
Image
Görüldüğü gibi, doğru yerde ve doğru-ölçülü kullanımı ile sığ çekim profilleri işe yaramaktadır. Yine de tüm kontrolün sizde olduğunu bilmek ve en başta çekimi doğru yapmak gerektiğini unutmamalı.
Bu yazı da buraya kadar. Umarım sığ çekim konusunda yardımcı olabilmişimdir.
Kullanılan görüntülerin izinle alındığı çalışma:
Heist (2011-sürmekte) Ankara (Yön: Cem Kılıçarslan)
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.