Sığ Çekim, Öncesi ve Sonrası…

Canon sahibi çoğu amatör film ve video meraklısının kafasında bazı önyargılar ya da “yanlış sorular” vardır. Bazı kamera ayarları ile, bazı konumlandırmalar ile, bazı teknikler ile otomatikman çektiklerinin iyi olacağını ya da bazı formüllere uyarlarsa filmlerinin “iyi” bir film olacağını varsaymak gibi. Bunlardan günümüzde en yaygın olanlarından birisi de bu yazının konusu.
Genelde kameraya biraz da olsa hakim olununca, bir-iki deneme çekimi yapınca ve menü seçenekleri kurcalanmaya başlanınca kafada sorular oluşur: Bu ayarların hangisini kullanırsam benim çektiklerim de internet üzerinde ya da televizyonda gördüğüm cam gibi görüntülere benzer? Bu noktada amatörün (hatta kendine profesyonel deyip de esasen sağdan soldan duyduklarını satanların) öğrendiklerinden ilki Canon kameralar üzerinde yer alan Picture Styles yani çekim stilleri ya da çekim profilleri. Bu profiller kamera sensöründen gelen ham görüntünün (raw video) kodlayıcı (codec) ile işlenmesinden önce üzerine uygulanan bazı ayarlar ve değişikliklerdir. Bu profiller ile görüntünün üzerinde yapılan değişiklik ya da tercihler daha sonra kodlayıcı tarafından karta yazılacak görüntü dosyasına dönüştürülür. Yani gelen ham görüntü bu profil süzgeçlerinden geçip kodlayıcı tarafından sıkıştırılır ve MOV zarfının içine konarak karta yazılır.
Bu profillerin önemi bu aşamada ortaya çıkıyor. Bildiğiniz gibi sensörden gelen görüntüyü doğrudan kayıt etmek mümkün değil (bu konuda bazı hackler mevcut ama şu anda bu konuya girmiyor ve ham videonun elde edilemez olduğunu varsayıyorum). Yani, ham videoya en yakın aşamada iş gören bu profiller arasından yapılacak seçim ile ham video en istendik hale getirilebilir. Öyleyse profiller önemli bir konu. Canon DSLR kameralar üzerinde normalde bazı profiller geliyor ve 3 adet de kullanıcıya bırakılmış ve ayarlanabilen/dışarıdan yüklenen seçenek (custom user profiles) var. Bu noktada elimizde iki seçenek var: Ya mevcut seçenekler üzerinde oynayacağız ya da kendimiz uygun profiller bulup dışarıdan yükleyeceğiz.
Peki, ham video üzerinde yapılacak değişiklikler ile elde etmeyi amaçladığımız nedir? “En güzel” ne demektir? Cevap çabuk gelir: Film vb çekiyorsan ve yaptığın işin kaliteli olması arzusunda isen “flat çekmelisin“. Genelde flat çekmek diye tanımlanan bu durum esasen sığ çekim dediğimiz bir tercihin adıdır. Peki sığ çekim nedir ve neden gereklidir? Dahası bunu yapmanız gerçekten gerekli mi?
Sığ çekim aslında 8 bit temelli bir video dosyasına olabilecek en çok veri aralığını sıkıştırma için yapılan bir girişimdir. Canon kamera sensörleri aslında 14 bitlik bir altyapı ile çalışıyorlar ama bu 14bitlik sayısal görüntüyü video çekiminde kullanamıyoruz ve sadece fotoğraf çekiminde kullanılabiliyor. 14bitlik görüntünün dinamik aralığı (dynamic range) ya da karşıtlık aralığı (contrast range) çok yüksek. Yani 14bitlik görüntü 0 ile 13-14 stop arasındaki ışık değerlerini birbirinden ayırabiliyor. Oysa 8 bit video dosyasının kapasitesi en fazla 9 hadi bilemediniz 10 stop. DSLR kullananlar genelde 7 ila 8 stopluk aralıklarla çalışmak durumunda. İşte bu nedenle amatör filmciliğin en belirgin özellikleri (ve sorunları) hep patlamış denen aydınlık kısımlar (highlights) ve kıpır kıpır makrobloklar ile gürültülerin dansettiği karanlık kısımlar (shadows). Bu noktada istenen, bu 8 bitlik altyapıya olabildiğince geniş bir aralığı sıkıştırmak ki hem aydınlıklar hem karanlıklar kopup gitmesin, hepsindeki ayrıntılar saklanabilsin. Bu ayrıntıların hepsini istemiyor olabiliriz ama yine de masa altları, köşeler gibi yerlerde kıpırdayan noktalar ve dümdüz beyaz ve ayrıntısız gökyüzleri son derece rahatsız edici.
Bu noktada pozlama çok önemli bir nokta elbette ama örneğin bir iç mekan çekiminde pozlamayı içerinin ortalama ışığına göre yaparsanız bu ortalamanın dışında kalan pencere vb dış mekan ışıkları fazla pozlanmış duruma düşmekte (overexposure).
 interior-photography-mike-kelley-03
Benzer biçimde dış mekana göre pozlama yaparsak da bu kez ortalamanın altında kalan karanlıklar düşük pozlanmakta (underexposure) ve çok kötü durumda gözükmektedir.
interior-photography-mike-kelley-02
Yani elimizdeki 9 stopluk aralığı üste dayasak alttan, alta dayasak üstten kaybediyoruz. Acaba ne yapsak ki bu aralığa birkaç stop daha ışık ve ayrıntı yerleştirebilsek?
ÇÖZÜM 1: Pozlama becerisi kullanmak. Yani elde bulunan 9 stopu içeriğe en uygun biçimde kullanmak. DSLRler başta olmak üzere tüketici sınıf kameraların pozlama ayarı genelde otomatikte durur ki bu da kamera görüntüye giren toplam ışığı ölçüp ortalamasını alıp ona göre pozlama (diyafram + örtücü ayarı) belirliyor demektir. Bu ortalamanın üstünde kalan pencereler doğal olarak uçup gider. Öyleyse, görüntü dahilinde pencere vb varsa pozlama bu pencere dikkate alınarak yapılmalı, yani pencere pozlaması en üst sınır olarak belirlenmelidir. Aynı şeyi karanlık kısımların ön planda olduğu çekimler için de düşünmek gereklidir. Yani, pozlama alt sınırlar gözetilerek yapılmalıdır. ISO artırımı kısmi yarar sağlarken gürültü nedeniyle bu bir noktaya kadar iş görür. Diyafram ise eldeki ile sınırlıdır ve fazla açılması alan derinliği tutarsızlığı ya da netleme sorunları yaratır.
Bu çözümü gerçekleştirmek için de doğal olarak pozlama ayarının elle yapılması (manual exposure) gereklidir. Bu çözüm kısmen geçerlidir ama kamera hareketli ise bu çözüm geçerli olmayacaktır çünkü sürekli pozlama ayarı yapmak hem çok zordur hem de çoğu kez mümkün değildir. Öte yandan, aynı kare içinde hem aydınlık kısımlar hem de karanlık kısımlar varsa (yemek masasının üstünde sarkan avize ve masanın altı vb) bu durumda tercihlerden biri kullanılsa diğeri sorun yaratacaktır. Bu gibi durumlarda en pratik çözüm üst sınırı esas alıp (avizenin patlamasını engelleyecek derecede aydınlıkları esas almak) ve karanlıkların eşiğini de ışık kullanarak yükseltip yakalanan aralığa girmesini sağlamak. Yani kontrollü ışık kullanımı ile aralığı derli toplu hale getirmek. Bu en güzel çözüm olduğu halde amatörler açısından en sorunlu olan noktalardan birinin de kontrollü ışık kullanımı olduğu hatırlanırsa bir sorunu çözerken bambaşka felaketlere davetiye anlamına da gelecektir. Bu nedenle, şu anda bu ilk çözümü uygun diyafram + uygun ISO ayarı + elle pozlama + üste yaslama ve son çare olarak da HTP seçeneğinin açılması ile elde edebiliriz diyebiliriz. HTP gürültüyü kısmen arttıracaktır ama aydınlıkların patlamasını engelleyeceği için işe yaradığı durum da az değildir.
ÇÖZÜM 2: Sığ (flat) profil kullanımı ile dinamik aralığı genişletmek
Öncelikle sığ çekim tartışması…
Sığ çekim için tasarlanmış profiller kameranın kodlayıcısının 8 bitlik aralığına olabildiğince fazla şey sığdırmaya çalışırlar. Bunu da genelde karanlıkları yükseltip aydınlıkları da düşürerek yapmaya çalışırlar. Böylece ortaya karşıtlığı düşük, olabildiğince sığ bir görüntü çıkar. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, karşıtlığı düşük her çekimin kendiliğinden sığ olmayacağıdır. Keşke öyle olsaydı, çünkü o zaman kameranın ayarlarını biraz kurcalayıp karşıtlığı düşürerek sığ bir çekim elde ederdik. Oysa, sığ çekim yaparken hem dinamik derinliği belli iki eşik arasında toplamak hem de bunu yaparken renkleri ve görüntüye giren ayrıntıları kaybetmemek gereklidir.
Ek olarak, sığ yapılan çekimler olduğu gibi kullanılacak durumda olmadıkları için (gerçi sığ çekimin doğrudan ya da çok az değişiklikle kullanıldığı bir moda da yaşanmakta), bu çekimler için çekim sonrası aşamada önemli bir emek ve zaman harcayarak daha güzel ve amaca uygun bir görüntünün elde edilmesi gereklidir. Yani sığ çekim yapılırsa işler artmaktadır. Bu kez de renkten anlayan, renk düzenlemesi yapabilecek ve gözü sağlam elemanlar gerekmektedir. Bunların olmaması durumunda ortaya çıkan görüntüler vasatın ötesine geçememekte, hatta hiç sığ çekim yaklaşımı güdülmemiş çekimlerden dahi kötü olabilmektedir. Bu nedenle, bir amatörün öncelikle bu noktada bir karar vermesi gereklidir. Bunca işin altına girmesi mümkün olmayan kişiler sığ çekim işine hiç kalkışmamalı, amaçladıkları son görüntüyü olabildiğince kameranın mevcut ayarlarını kullanarak çekim anında oluşturmaya çalışmalıdırlar. Bugün bir çok amatör yaptığı sığ çekimleri işleyemediği ya da gereksiz bulduğu için bu kez de bunları kameranın standart ayarlarına dönüştürmek için bilgisayar başında boğuşmaktadır. Sığ çekimin gerçekten gerekli olup olmadığı sorgulanmadan bodoslama bu işe girişmek birçok amatör için zaten çok değerli olan zaman etmeni açısından sorun yaratacaktır.
Technicolor Cinestyle kullanılarak yapılmış bir çekimi “kurtarmak” amacıyla tekrar Standard profile döndürmenin görece kolay yolunu anlatan bir video.
Bunlar dikkate alınarak gerçekten sığ çekim yapılıp yapılmayacağı çok dikkatle belirlenmelidir. Bu noktada elbette şu soru ortaya çıkmaktadır:
Sığ çekim yapılmış ve üzerinde çalışılmış görüntü ile tamamen kamera üzerindeki ayarlar ile elde edilmiş görüntü arasında ne derece fark vardır? Birisindeki görüntü kalitesi farkı, söz konusu emek ve zamana değmekte midir?
Bu sorunun cevabını vermek zor ama sığ çekim doğru kullanılması durumunda daha çok ayrıntı yakalamak ve bunları olabildiğince en sonda ortaya çıkacak video dosyasına dek ulaştırabilme açısından başarılı sonuçlar vermektedir. Buna karşın, gerekli gereksiz her yerde kullanılması nedeniyle aslında işe yaramadığı bir çok durum da vardır. İnternet üzerinde verilen birçok sığ çekim karşılaştırmasında elde edilen sonuçlar aynı kameranın standart profil ile kullanılmasında elde edilecek sonuçlardan pek de farklı değildir. Bu yazıyı bu noktaya kadar okuyanlar bunun nedenini anlamış olsalar gerekir. Çünkü, söz konusu çekimler dinamik aralığı geniş olan çekimler değildir. Dış mekanda yapılan ve pozlaması doğru olan bir çekimde zaten patlamayan aydınlıklar gözönüne alınmıştır ve aynı planda karanlıkların da aynı derecede önemli olduğu çekim durumları pek mevcut değildir. Bu çekimlerin çoğunda zaten olası en yüksek miktarda ayrıntı doğru pozlama ile görüntüye girmiştir ve sığ çekimin bunlara dahil edebileceği pek bir şey yoktur. Benzer bir durum, karanlık iç mekan çekimleri için de geçerlidir. Pozlama ve varsa ışıklandırmanın karanlıklara göre doğru yapıldığı çekimlerde zaten sığ çekime gerek yoktur. Sorun, sadece ve sadece hem karanlık hem de aydınlık unsurlar barındıran çekimler için geçerlidir. Bu durum söz konusu ise ve bu projenizin geneline yayılan bir durumu özetliyorsa, sığ çekim profili kullanarak olası en yüksek ayrıntı ve karşıtlığı elde edebilirsiniz.
Sığ çekim tek başına görüntü kalitesini arttıran bir şey değildir. Kameranızın dinamik derinliği planladığınız sahnedeki durumu yakalayamıyorsa bu profilleri kullanabilirsiniz. Bunun dışında, başına dert almak istemeyen amatörler Canon kameralardaki Faithful ayarını seçerek renkleri gerçeğine en yakın çekimleri yapabilirler. Yukarıda belirtilen pozlama ayarları da düzgün ise sonuç zaten güzel olacaktır. Biraz daha dinamik derinlik artışı isteyenler (ve bunun bedeli olarak da birazcık çekim sonrası düzenleme yapmayı kabul edenler) ise Neutral profilini kullanabilirler. Her iki profilde de karşıtlık (contrast) 0, renk doygunluğu (saturation) -2, keskinlik (sharpness) 0 olarak başlanmalı ve eğer yeterli gelmiyorsa karşıtlık birer adımlarla -4’e dek düşürülmelidir.
caption_003_thumb
Şimdi gelelim sığ çekimin gerekli olduğu ve kullanılmasına karar verildiği durumlara. Bu noktada birden fazla sığ profil olduğu ve aralarında bir rekabet olduğu hatırlanmalı. Bunlardan en ünlüsü ve popüleri Technicolor firmasının Canon ile ortaklık çerçevesinde geliştirdiği Cinestyle. Bu kadar profesyonel isim bir arada olunca elbette otomatikman herkes de bu profilin en uygun ve gelişmiş profil olması gerektiğini düşünüyor. Bu profil ilk çıktığında büyük bir heyecan yarattı ve buna ben de dahilim. Gerçekten de tartışmasız olarak bu profille yapılan çekimlerde karanlıklardaki ayrıntı miktarı daha yüksek. Üstüne üstlük Technicolor firması bir adım daha ileri gidip tamamen profesyonel film ve video kameralarında kullanılan LUT denen özelliği de bu sürece dahil ederek amatörlere büyük bir avantaj sağlamış oldu. Burada, sığ yapılan çekimler video yazılımına yüklenince ve bunlar üzerine LUT uygulanınca üzerinde çalışılmaya en yakın görüntünün elde edileceği ve bu görüntü üzerinde sorunsuz olarak renk çalışması yapılabileceği sonucu beklenmekte. LUT kullanımına başka kameralarda tanık olsak ve sonuçları çok güzel olsa da Canonlarda bunu ilk deneyince pek de beklediğimiz gibi bir görüntünün çıkmadığını gördük. Ama heyecan bu… Bir kere insan psikolojik olarak etkilenince aynı görüntüyü başka türlü yorumlayabiliyor. Dahası, Cinestyle ile yapılmış Canon çekimine ilk kez LUT uygulaması yapınca görüntünün üzerinde çok da fazla oynayamadığımı gördüm. “Olacağı herhalde bu kadar” dedik ama işin garip tarafı, LUT uygulanmamış sığ videonun daha çok oynamaya izin vermesi. Yani kullanıcıya daha büyük esneklik tanıyor. Hatta, LUT uygulanınca elde edilenin hiç sığ çekim yapılmamış videodan amman amman bir farkı da kalmıyor. LUT, renkleri koruyor ama birşeyler yine de eksik, yani neden bunu yaptığımın cevabı yok ve yapmayı planladıklarımı yapmadan bekliyorum. LUT’u bu ilk denemeden sonra hiç kullanmadım ama “herhalde bir bir yanlışlık yapıyoruz ya da After Affects burada farklı bir uygulama yapıyor” dedik.
Derken şüphelerimizde haklı olduğumuzu gösteren bazı gelişmeler oldu. Bir önceki profilimin (Marvel’s Cine) tasarımcısı, Technicolor Cinestyle’ın dinamik derinliği arttırmak bir yana azalttığını ve elimizdeki görüntünün sanki 7 bitlikmiş gibi bir izlenim verdiğini söyledi. Technicolor ise bir süre sonra LUT’u uygulamak için kullanılan LUT Buddy uygulamasını bedava olarak vermekten vazgeçip, diğer ücretli profesyonel paketlerine dahil etti. Yani, LUT’un Canon görüntüsü üzerine uygulanmasını DSLR kullanıcısı amatörlerden alıp daha profesyonel bir kitleye sundu. Bunun birden çok nedeni olabilir ama kişisel tahminim LUT’un doğrudan uygulanmasının istenen sonucu vermediği ve bunu başka şeylerle birarada kullanarak daha iyi sonuç alınacağı. Ayrıca, zaman geçince ortaya çıkan bazı bilgiler Cinestyle profilinin tasarım amacının biraz farklı olduğunu gözününe serdi. 5D Mark ii gibi kameraları profeyonel sinema setlerinde Arri Alexa ya da hatta Red gibi kameralarla beraber B kamerası olarak kullanmayı isteyen çok sayıda yönetmen ya da görüntü yönetmeni var. Bunlar, 5D görüntüsünün Alexa gibi kameralarla eş-kesiminin (intercutting) yapılabilmesini istiyorlar. Yani 5D videosu ile Alexa videosunu yanyana koyduğunda kabul edilebilir bir geçiş olsun istiyorlar. Technicolor’un Cinestyle ve LUT uygulaması ile yapmaya çalıştığı şey bu: 5D görüntüsünü benzer profiller ile denklemek ve Canon kameraların kaza kamerası (crash camera) ya da B kamerası (ana kameraya paralel, kısa çekimler yapan kamera) olarak kullanımını sağlamak ve bu arada DSLRlerin görece ucuzluğu, ebat avantajları ve portatifliğinden yararlanmak.
LUT kullanımı bir yana, bizzat Cinestyle’ın ne derece işe yaradığı da sorgulanabilir. Bazı çekimlerimde gerçekten diğer 2 profilden (eskiden superflat ve Marvel’s Cine, şimdi ise Marvel’s Cine ve Flaat10) daha başarılı sonuç verirken, işleme sonrasında bu avantajı ortadan kalkıyor. Bazı çekimlerde tüm renklerde hafiften yeşile doğru bir kayma oluyor. Bazen de turuncumsu sığlığın içine gömülmüş bazı renkleri birbirinden ayırmak mümkün olmuyor. Yani normalde farklı olan iki renk çok fazla birbirine yaklaşıyor. Ayrıca çok sığ olduğu için netleme yaparken kamera bile zorlanıyor. Dış mekan çekimlerinde gökyüzünde, iç mekan çekimlerinde de düz duvarlar gibi planlarda şeritlenme (banding) yaptığı da görülebiliyor. Magic Lantern bu sorunların bazılarını aşmada yardımcı oldu ama hala Cinestyle kullandığım için adam etmekte zorlandığım çekimlerim bekliyor. Amatörler ise zaten Cinestyle’ı bir de Magic Bullet cehennemine sokup yapmaları gerekenin tam aksine, karanlıkların tamamen kapkara ve ayrıntısız olduğu, renklerin turuncuya, ten renginin de pişmiş testi gibi dokusuz toprak rengine dönüştüğü çekimler sunuyorlar. Cinestyle diğer tüm sığ profiller gibi, ne yaptığını bilmeyenin elinde tehlikeli.
Sığ Çekim ve sonrası
Eğer bunca laftan sonra hala sığ da sığ diye ısrarlıysanız, şimdi gelelim kullanımına.
Daha önceki bir yazımda kameranıza nasıl profil yükleyeceğinizi anlatmıştım. Bu noktada o yazıyı tekrar okuyup profiller arasından seçimlerinizi yapmanız ve gerekenleri yüklemeniz yerinde olur.
Bu noktadan itibaren kameranızda profiller yüklenmiş ve ayrıca da çalışan bir Magic Lantern olduğunu varsayıyorum. Profillerde Cinestyle için Doygunluk -2, Karşıtlık -4, Keskinlik 0, Renk için ise 0 seçiniz. Marvel’s Cine için ise Keskinlik ve Karşıtlık -4, Doygunluk ise -2 olmalı. Çekim ayarları 1920×1080 25p olarak kabul edilmelidir. Canon kameralarda 720p kullanılmasını önermiyorum. ML üzerinde kalite ayarı (CBR) olarak sabit içeriği yüksek olan planlarda 1.4 çarpanı ve üstü denenebilir. Hareket içeren ve kameranın da hareket ettiği planlarda ise 1.2 üstü riskli olacaktır. Deneyin, görün ve karar verin. Son olarak da log özelliğini aktif hale getirin. Böylece yapılan her kaydın yanına o video klibinin hangi ayarlarda çekildiğini belirten bir metin dosyası eklenecek. Bazen profil değişikliği ya da diğer ayar değişikliklerinin olduğunu bu dosyadan görebiliyoruz.
Genelde ISO için 160 ve katları önerilir ama bunun hatalı bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Çekmekte olduğunuz içeriğe uygun bir diyafram ve ISO ayarı seçiniz. Ben aksine 160 ve katlarından biraz uzak durdum hep. 100 ve katları daha yerinde olur ama çok abartılacak bir durum değil. Doğru ISO’yu seçiniz. HTP ayarını kapalı konuma getirin. Açılması gereken durumlar yukarıda belirtildi.
Magic Lantern üzerindeki muhteşem bir ayar çok önemli bir sorunumuzu çözecek. ML üzerinde kullanım profili ile çekim profilini ayrı seçebiliyoruz. Bu da çekimler arası netlik ve benzeri ayarlar için daha karşıtlığı yüksek bir profil (Standard/Normal ya da Faithful) seçerken, çekime başlayınca bunun Cinestyle türünde sığ profil olmasını sağlayabilirsiniz. Cinestyle pozlama sorunları da yaratabileceği için ve de Canon’un gösterdiği pozlama ile Cinestyle pek uyuşmayabileceği için, netlik ve pozlama ayarı yapılırken Normal, çekim yaparken ise Cinestyle kullanılmalıdır. Ben netlemede Faithful, pozlamadan ise Normal ve Cinetyle’ı değiştirerek kontrol ederek kullanıyorum. Çekim ayarı Cinestyle olarak kabul ediyoruz.
Image
Magic Lantern ekranındaki PictureStyle o anda ekranda görmekte olduğunuz görüntünün  profilini, Rec PicStyle ise kayıt düğmesine bastığınız anda kullanılacak olan profili gösterir.
Mümkünse uygun gri kart kullanarak ve hatta renk skalası kullanarak doğru bir beyaz ayarı yapılmalıdır. Bunu genelde çekim sonrasında da halletmek mümkün ama sığ çekimde doğru beyaz ayarı yapılmazsa dinamik derinliğinizden kaybedebilirsiniz. Bunun nedeni, yanlış beyaz ayarı ile yapılmış bir çekimde renk kanallarından birinin patlamasının mümkün olması ve bunun görüntüde algılanamamasıdır. Bir renk patlarken diğerleri karanlık ve gürültülü kalabilir. Pozlamanızı en aydınlık kısımlar görüntüye patlamadan girmiş şekilde yapın. En güzel ayar ten rengi de kadraja girecek şekilde beyaz, siyah, gri ve ana renklerin görüldüğü bir referansı her plan başında kullanmak ya da bu amaç için ideal bir yöntem olan klaket kullanımı.
Image
Çekimimizi bu ayarlar ile yapıyoruz. Çekim sonrasında, elinizde renk tonları olduğunca birbirine yaklaşmış, karşıtlığı düşük bir görüntü olacaktır.
 Image
Çekim sonrasında kullanacağınız program önemli. Adobe CS 5.5 ve sonrası sürümler Canon kliplerini sorunsuz olarak işleyebildiği halde, CS4 gibi sürümlerdeki yazılımlar için bu kliplerin dönüştürülmesi gerekebilir. Bu ayrı bir konu ama AWPro, Handbrake veya MPEG Streamclip gibi programlar ve DNxHD veya ProRes gibi kodlayıcılar ile 220 Mbitlere ulaşan bit oranlarıyla çok daha hızlı ve kayıpsız çalışabilirsiniz. Ben Canon olmasa da Panasonic kliplerini DNxHD 220 Mbps lip 10 bitlik (4:2:2) dosyalara dönüştürüyorum. Daha üstüne pek gerek duymadım ve büyük sinema perdesi dahil olmak üzere bu ayarlar tatmin edici sonuçlar verdi.
Görüntülerinizi After Effects’e aktarın. Soldaki Project penceresinin altındaki satırda 8 bit yazan yere tıklayın. Açılan Project Settings kısmında Depth seçeneğini 32bits per channel ve altındaki Working Space kısmını da HDTV (Rec. 709) olarak seçin. Bu arada bu ayar normalde kameranızda da sRGB olmalıdır. Bu şekilde yapılan çekimler web üzerinden yapılacak türden tüm ayarlara uygun olacaktır. Sadece web üzerinden yayınlanacak projeler için sRGB seçilebilirken, eğer çekiminizin yayın formatına uygun yani TVler üzerinden izlenirken daha düzgün görülmesini istiyorsanız, REC 709 seçmek daha doğru olacaktır. Project kısmına aktarılan kliplerden istediğinizi seçerek şu anda 32 bpc yazmakta olan ikonun hemen solundaki film karesi ikonunun üzerine bırakın.
İşte bu aşamada normalde başka hiçbir şey yapmadan görüntüye LUT uygulamak yani görüntü üzerine atılan bir ayar katmanına (adjustment layer) LUT yüklenmeli ve renk düzenlemesi bunun üzerinden yapılmalı. Daha önce söylediğim gibi, LUT uygulaması sonrası renk düzenlenmesini başarılı ve hatta mantıklı bulmadığım için ancak ve ancak LUT öncesi renk düzenlemesi yapmayı kabul edebiliyorum. LUT uygulamasından tek umudum bu. LUT uygulaması ancak CS4 ve üstünde yapılabiliyor. Bu tartışmayı yukarıda yaptık ve ben LUTsuz devam edeceğimizi öngörüyorum. Bunun yerine kendimiz gerekli eğrileri oluşturacağız.
Bu noktadan ötesi kişisel tercihinizdir. Ben sadece elimdeki örnek görüntü üzerinden bir fikir verebilmek için After Effects’in kendi eğriler (curves) ve düzeyler (levels) efektlerini kullandım. İlk yaptığım, eğrileri kullanarak basit bir S-eğrisi (s-curve) oluşturmak. Belki gerçek bir projede bu eğriyi 50 kere değiştiririm ama bu geçici hali dahi ten renklerini duvarlardan ve diğer yakın unsurlardan kurtarabildi. Ten rengi belirginleşti, diğer renkler kendi aralarında toplaştılar. Bu toplaşmayı biraz uğraşıp dağıtabilirsiniz ama bu içeriğinizin gerektirdiği ruh hali ve ortama bağlı bir tercihtir.
Image
Bu film projesinin içeriğinde karamsar başlayan bir hava egemendi. Bunun için yeşilin eğrisini biraz kurcalamak sıradan da olsa gerekli soğukluğu verebilir. Düzeylerde de kısmen eşik değerleri ortaya çekerek, kısmen de orta değeri eşiklerden birine yaklaştırarak ve bunu değişik renk kanallarında ayrı ayrı deneyerek tutarlı bir renk ortamı tasarlamak mümkündür. Genel eğilim biraz fazla kırmızıya kaymış olduğu için, en başta S-eğrisini kırmızı kanalda biraz aşağı çektim. Yeşil için de biraz oynama yapınca ortaya farklı bir görüntü çıktı.
Image
Normalde ilk adım olarak kullanılması gereken gürültü azaltma (noise reduction) efektini burada en başta kullanmamıştım çünkü içeriğimizde zaten alan derinliği biraz dar ve ışık konusunda büyük sorun yok. Bu nedenle netlik dışı alanlarda gürültü egemen değil. Yine de etkisini görmek için ilk aşamaya Neat Video ile bir çalışma koydum. NV aslında biraz bulanıklaştırma yapıyor ama burada cilt üzerindeki yumuşatıcı etkisi biraz kendini gösterdi. Buna karşın, bu aşamada ek olarak biraz mavi artışı yapınca arka plan ile ön plan arasındaki ayrım, perspektifin de desteğiyle, daha belirgin oldu.
Image
Görüldüğü üzere, tamamen sığ bir çekimden son aşamaya dek kayda değer bir kayıp olmadan gelinebiliyor. Son olarak da netliğin biraz sorunlu olduğu bu karede karakterleri ön plana çıkarabilmek için biraz keskinleştirme (sharpening) uyguladım. After Effects’in Unsharp Mask seçeneği bunun için yeterli. Böylece yüzlerdeki bulanıklık da biraz olsun azalmış oldu.
 Image
Buraya dek kullandığımız efektler NV hariç tamamen After Effects’in kendi efektleri idi. Tamamen uzman renk düzenleme yazılımları kullanılarak çok daha ayırdedici renk çalışmaları yapmak mümkün. Örneğin arka planda koridordaki duvarda oluşmuş patlama (her ne kadar dikkat çekmediği için önemsiz olsa da) ya da beyaz gömlek üzerindeki patlamaya yakın durum düzeltilebilir. 1-2 saniyelik bir ayar denemesi ile bu patlamaları biraz bastırıyoruz.
Image
Buraya dek nerelerden geldiğimizi hatırlayalım:
 Image
Söylediğimiz gibi, renk düzenlemesi bir tercih meselesi. Bu nedenle doğrusu ve yanlışının olup olmayacağı tartışmalı.
Bu ilk örnekte esasen Cinestyle’ın renk konusundaki etkisi görüldü. Gerçek etkisini dinamik derinlikte göstermesi gereken bu profil için bir çalışma daha gösterelim. Bu kez After Effects’in dahili efektleri yerine Color Finesse yazılımını kullanacağım.
Image
Soldaki göstergede de görüldüğü gibi, içerik sığ. Bunu hem altı ve üstü boş olan sol-üst köşedeki dalgabiçiminden (waveform), hem de sağ-alttaki iki kenarları yaslanmamış ve ortada toplanmış izlenimi veren histogramlardan görmek mümkün. Sağ üstteki vectorscope da yine tamamen ortada toplanmış bir içerik gösteriyor. Bu dış mekan çekiminde hem bazı karanlık noktalar var, hem de aydınlık bir gökyüzü var. Patlama yok ama akşam gün batımı yakınında çekilen görüntü çok belirsiz ama sığ çekim özellikle soldaki ağaçların karanlığında kendini göstermiş ve normal çekimde buralarda karmakarışık olacak ayrıntılar burada seçilebilir durumda. En azından karanlık kısmılar bir bulaşık halini almamış. Görüntü üzerinde biraz oynama ile karanlıkları istediğim noktaya kadar indirebiliyorum. Yani makrobloklar ve gürültü sorun olmaksızın isterseniz güzel karanlık köşeler yaratabilirsiniz.
Image
Bunu yapınca gökyüzü dahil olmak üzere karenin birçok noktası daha belirgin hale geldi. Cinestyle’In verdiği solgunluk gitti. CF’nin sağladığı özellikler ile gökyüzünü patlamadan açıp kapatabiliyor, rengini hafif kızıla çekebiliyor ve karanlıkları hem ışık hem de renk olarak kontrol edebiliyorum. Sığ çekim olmasaydı bu değerlerle oynadığım anda resim dağılırdı. Günbatımı havasını vurgulamak için göğü oluşturan aydınlık kısmı tanımlayıp hafif kızıla çekiyorum.
Image
Bu kez HSL ile biraz daha zorlayalım. Eğriler resmen S’likten çıkıp X’e döndüler:
Image
Bu noktada kızın montu dağılmaya başladığı için sınırları zorlamış oluyoruz. Zaten eğriler eşikleri geçince resimde kayıp var demektir. Bu durumda kız ile göğü ayırmak gerek ama CF’de maskeleme özelliği yok. Bunu ya AE üzerinde maskeleme ile yapmak lazım ya da Colorista II vb programlarda bulunan power mask özelliğini kullanmak lazım.
Aynı şeyi bu kez de gündüz havası vermek için yapıyorum ama bu kez göğe mavi vermek yerine magenta eksiltiyorum. Ortama mavi bir hava egemen oluyor. Tüm bu süreçte hiçbir dağılma ya da şeritlenme yaşamadım. Orjinal dosya başka bir profilde çekilmiş olsaydı bu esnekliğe sahip olamayacaktım. Burada görmeye çalıştığımız Cinestyle ile çekilmiş bir görüntünün sahip olduğu nitelikler olduğu için sanırım yeterli olmuştur.
Image
Görüldüğü gibi, doğru yerde ve doğru-ölçülü kullanımı ile sığ çekim profilleri işe yaramaktadır. Yine de tüm kontrolün sizde olduğunu bilmek ve en başta çekimi doğru yapmak gerektiğini unutmamalı.
Bu yazı da buraya kadar. Umarım sığ çekim konusunda yardımcı olabilmişimdir.
Kullanılan görüntülerin izinle alındığı çalışma:
Heist (2011-sürmekte) Ankara (Yön: Cem Kılıçarslan)
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Reklamlar

Sığ Çekim, Öncesi ve Sonrası…” için 16 yorum

    1. Teşekkür ederim. Dual ISO ve HDR video gibi konuları ayrı bir yazıda inceleyecektim. HDR video konusunda biraz canım sıkılmıştı çünkü ilk deneyenlerdenim ve çözünürlük kabul edilemeyecek kadar düşüyordu. Bir de hayaletleşme (ghosting) dediğimiz durum ortaya çıkıyordu. Dual ISO da HDR video gibi bir yaklaşıma sahip ama daha iddialı. Yine de çözünürlük yarı yarıya düşüyor (1080 –> 540 oluyor), moire ve alias biraz artmış gibi ve bir de post aşamasında bunca iş var yine. Yine de ghosting yok. Bence her iki çekimde de hiçerik hareketsiz ise başarı şansınız yüksek ama dikkat etmek lazım. Ben çözünürlük eksikliğini pek kolay kabul edemiyorum ama işe yaradığı çok yer olabilir.

      Doğrusunu söyleyeyim; ben son 1 yıldır Canon cephesini biraz ihmal ettim ve hep Panasonic ağırlıklı çalıştım. Bu hafta içinde değişik ortamlarda geçen bir test çekimi yapmayı planlıyorum ama araya bir rahatsızlık girdi (3-4 gündür resmen tek gözümü kullanabiliyorum ve eşliğinde grip oldum) ve düzelmezsem 1 hafta ertelemek durumunda kalacağım. O zaman da hava durumu, asistanlar ve oyuncu/model vb gibi onca şeyi bir daha bir araya toplayabilr miyim bilmiyorum. Bu sorulara o test ile cevap aramayı ve ayrıntılı bir sonuca ulaşmayı planlıyordum. Bu Dual ISO da test edeceğim şeylerden biri olacak.

      Yukarıdaki yazıyı esasen beklemekte olan sataman için yazdım. Onun projesinde de pencere önünde bir kadın olacakmış. Bu tür bir plan tam yüksek dinamik derinlik gerektiren türden ve hatta DSLRlerin en zorlandıkları türden. Ona bir ön fikir olması açısından sadece sığ çekime eğildim. Bu sorunları aşmanın HDR ve DUal ISO’dan başka yolları da var. Zaman elverirse onları da yazacağım. Siteyi de taşımayı düşünüyorum.

      Tekrar teşekkürler.

  1. merhaba.
    visioncolor, looklabs.net, neumannfilms.net gibi ücretli profil ve lut paketlerini incelediniz mi? sitelerinde renkler çok gzl görünüyorlar. Sizce para verip almaya değermi. Yorumlarınızı merak ediyorum. teşekkürler…

    1. Merhaba, Visioncolor’u kullandım ve genelde memnun kaldım ama bunlar esasen sığ yani flat olan profiller değiller. Bunlar Technicolor’un yolundan gitmemişler. Yani olabilecek en sığ profili elde etmek yerine birazcık oynamayla en iyi rengi verecek profili bulmaya çalışmışlar. VC bunlar arasında en ciddi olanıydı ve hala renk atılmayı bekleyen bir projede kullandık ama daha bitmedi. Ben yeşilperdede güzel bulmuştum. Renkleri iyi idi. Looklabs ilginç ama denemedim. Neumann ve diğerlerini ise profil olarak değil de post aşamasında kullanılan preset ya da lut uygulamaları olarak biliyorum. Yani kameranın çektiğini etkilemiyorlar ve sonrasında üzerinde oynama yapıyorlar. Bu lut yaklaşımı bence doğru değil. Bana daha çok Magic Bullet Looks gibi kolay yoldan renk atmak girişimi gibi geliyor. Bazıları güzel olsa da bence 8 biti biraz zorluyorlar ve her çekime uygun değiller. Profil dediğin ya olabildiğince sığ olacak ya da seni hiç uğraştırmayıp en kısa yoldan sinematik çözüm sunacak. Post preset ve lutlarını hala inceliyorum ve şu ana dek Pixelan Filmtouch Pro ve Lumetri Looks’u denedim. Her ikisi de kendin müdahale edersen fena olmayan sonuçlar veriyorlar. Bu arada bunları artık 8 bitte kullanmayı düşünmüyorum. Bazı durumlarda olabilir ama 8 bit beni zorluyor artık ve o nedenle raw ve ProRes üzerinde lut akışları üzerinde çalışacağım. Sonuçta karar sizin ama bu konuda olabildiğince deneyim kazanmanızı öneririm. Bazı profil ve lut yaklaşımları sanıldığı kadar sağlam değiller. Kolay gelsin.

  2. Öncelikle paylaşımlarnız ve detaylı, basit anlatımlarınız için çok teşekkürler. Faydalı ve sade içerikler sunmanız mutluluk ve umut verici. Yazılarınızdan öğreneceğim çok şey var.

    Sorunuma gelecek olursak yazıda çok sık kullandığınız iki ifadeyi (dinamik aralık ve sığ çekim) -ne olduklarını bildiğim halde- tam anlamıyla idrak etmekte zorlanıyorum.

    Yazı içerisinde bu ifadelerle tam olarak neyi ifade etmeye çalıştığınızı açıklayabilir misiniz? Sanırım vakti zamanında ben bu ifadelerin üzerinde çok durmadım ve basit anlamları dışında kendimi bilgilendiremedim ve şimdi de zorluk yaşıyorum.

    1. Kısa süre içinde bir kısa yazı yazmayı planlıyorum bu konuda ama biraz yolculuk var bu aralar. En kaba ifadesiyle, Dinamik Derinlik (DD) ya da aralık bir kamera algılayıcısının görebileceği en karanlık nokta ile en aydınlık nokta arasındaki farktır. Bu aralığın kaç fotoğrafik stop olduğu konuşulur genelde. Örneğin sensör 13 stop aralık seçebiliyor deriz. Bir de bunun kayıt durumu var elbette. Örneğin 11 stop gören sensörün bu verisi kayıt edilirken 8 bite düşürüldüğü için kendiliğinden 8 stopda kadar düşer. Yani kameranın görmesi ayrı bir olay, bizim o görüntüyü kart üzerinde elde etmemiz ayrı bir olay. Bu nedenle ham (raw) çekim denen ve olabildiğince sensörden doğrudan veri almaya çalışıyoruz. Sensörden 11 stop alırsan karanlıklarda ve aydınlıklarda daha çok verimiz olacak. Bu işlemin bir de bedeli var: renk. Yani ayrıntıyı bol almak için kayıt anında renkleri olabildiğince baskılamak lazım. Bu da sığ (flat), veya daha profesyonel olarak LOG dediğimiz kayıt türlerine yönelmemize neden oluyor. Çekimde olabildiğince raw, olmazsa ona en yakın diğer formatlar (uncompressed, ProRes, 4:2:2, 10-14 bit vb) ile bol ayrıntı alıp bunu sonra işleme aşamasında daha rahat kullanmaya çalışıyoruz. Bunu 1-2 resimle biraz daha pratik olarak anlatmaya çalışayım. 1-2 güne bir kısa yazı çıkabilir. Kolay gelsin.

      1. Son gönderdiğim iki yazıyı incelemenizi öneririm. Normal profil ile sığ çekim yani log profil arasındaki farkları gösteriyorlar.

      2. Yazılarınızı okuyorum. Bilmediğim ya da yanlış bildiğim epey konu varmış. Sığ çekim de bunlardan biriydi ancak anlamaya başladım. Anlamadığım yerler oldukça ilgili başlıklar altında sizleri rahatsız etmeye devam edeceğim 🙂

  3. merhabalar. canonda c log ve faithful denemeleri yapıyorum. bütün koşullar aynı iken ve dinamik aralık sorunu olmamasına rağmen renk düzenlemesinde c log görüntüler oynamalara daha iyi tepki veriyor sanki. faithful biraz oynamadan sonra görüntü bozulmaya başlıyor. bu genel bir durum mudur yani eğer doğru pozlama dinamik aralık sorunu olmasa bile clog dan daha iyi sonuçlar alabilir miyiz?

    1. C log gördüğüm kadarıyla faithful’dan daha iyi bir mod. Faithful zaten renklerle oynamak için değil, olabildiğince aynı kalmalarını sağlamak için. Oynamak için Cinestyle ya da C log lazım. Yine de 8 bitte çok beklenti sahibi olmamak lazım. Elbette kamera Canon ise ve renk ile çalışma zorunluysa o zaman log daha iyi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s