DSLR video kalitesi ve Transcode tartışması…

Bu yazıda teknik bir konuyu ele alacağım.

Bilindiği gibi amatör ve bağımsız dijital sinema/video yapımcılığının elindeki teknik imkanlar belli sınırlar dahilinde kalıyor. Genelde tüketici sınıfına hitap eden sistem ve ekipman kullanmak zorunda olmak gibi. Bunun en tipik örneği de kullanılan kamera sistemlerinin formatları. Kısacası, eldeki formatın en tipik özellikleri şunlar:

h.264 diye anılan bir algoritma tarafından işlenen, 8 bit tabanlı ve 4:2:0 renk kodlamalı video dosyaları (ki rec.609 ya da daha güncel örneklerde rec.709 colormatrix kullanırlar). Bu formata eşlik eden veri oranı ise Canon 5D Mark ii’deki 24 Mbit/s’den başlayıp günümüzde GH4’teki 200 Mbit/s değerlerine kadar ulaştı. En yaygın kullanılan Canon DSLR kameraların değerleri 45-50 Mbit/s civarlarında ve bu değerleri Canon üzerinde Magic Lantern ile 90-100 Mbit/s değerlerine yaklaştırmak mümkün ama olduğu olacağı o kadar.

Daha önce burada veri oranı ve bit konusunda yazılar yazdım ve bu nedenle aynı şeyleri teknik olarak tekrarlamayacağım. Eldeki formatın sınırlarını kısmen ML ile iyileştirmek mümkün. Yani veri miktarını arttırabiliyoruz ama bu sadece ve sadece veri darboğazı varsa işe yarıyor. 50 Mbit/s olan bir videoyu 200 Mbit/s yapmanız durumunda ille de 4 kat ek ayrıntı görülecek diye bir şey yok ki aksine bazen boşuna veri kalabalığı oluyor. 4:2:0 konusundaki en güzel iyileşme ise yeni ve görece ulaşılabilir kameraların (GH4, BMPCC, Sony A7s vb) 4:2:2 gibi bir sinyali HDMI üzerinden sıkıştırmasız vermeye başlaması oldu. Böylece daha derin bir renk ortamını elde etmek (ek masrafla da olsa) mümkün oluyor artık. Bunun en güzel (ve de kısmen bedava) alternatifi de ML’nin sağladığı ham (RAW) yaklaşımı ama burada da SD kart altyapısı Canon 7D altındaki kameralar için engel oluyor. Ve, aslında tüm bu sorunların gelip toplandığı en büyük ve en temel engel ise 8 bitlik kodlayıcı altyapısı. Kameraların algılayıcısında var olan ve içinde işlenen çok yüksek kaliteli bir veriye bu sınırlama nedeniyle ulaşamıyoruz. Kameralar dışarıya videoyu 8 bitlik bir yapıda sununca zaten diğer sorunlar da ortaya çıkıyor.

Bu sorunun üstesinden nasıl gelinebilir? Bu konuda ortaya çıkan yaklaşımlardan biri, 8 bitlik videoyu daha yüksek bit (ve veri) değerlerine dönüştürerek işleme aşamasında elde daha sağlam ve esnek bir video elde edilmesi. Bu işleme, yani 8 bit’i 10 bit gibi daha yüksek değerlere çıkarma işlemine üst-kodlama yan “transcode” deniyor. Amaç, işleme aşamasında sorun yaratan 8 bitlik veri yığınını kalabalıklaştırmak ve değerler ileri geri taşındığında oluşan sorunları bertaraf etmek. Bu noktada eldeki mov ya da mp4 uzantılı h.264 kodlamalı dosyayı Apple’ın ProRes, Avid’in DNxHD ya da Blackmagic’in kendi formatı gibi daha üst kaliteye taşımak ve bundan sonra tüm işlemleri bu format üzerinde yapmak amaçlanmakta.

Bu işlem ne derece işe yarıyor: Sonuçlar tartışmalı. Öncelikle, aslında var olmayan bir değeri tekrardan var edemezsiniz. Yani görüntüye girerken 8 bit işlemi sırasında budanıp atılan noktalar tekrar oluşturulamaz. Sadece mevcut değerlerden hareketle “sahte değerler” yani sahte noktalar oluşturulabilir. Bu işe yarar mı? Bu konuda yapılan ilk çabalardan birisi şu idi:

Burada anlatılan şey, 8 bitlik görüntünün 10 ve 12 bite taşınması yani 8 bit ve 4:2:0 olan videonun 10-bit 4:2:2 ve 12-bit 4:4:4’e üst-kodlanması. Sonuçtaki videolar üzerine aşırı işlem yapılarak aralarındaki farkların görülmesi anlatılmakta. Bu normal koşullarda çok işe yarayan bir şey olmayabilir ama yeşil perde, yoğun renklendirme ve efekt çalışması gibi durumlarda elinizdeki son bit’e bile ihtiyacınız olduğu için işe yarıyor. Benzer bir teknik kullanarak Canon üzerinde 2-3 yıl yeşil perde çalışmaları yaptık ve bunu doğrulayabilirim ama sıradan çekimlerde bu sürecin gereksiz yük, zaman ve yer kaybı olacağı da söylenmeli. Gerçekten zorlu bir çalışma yapılacaksa bu türden girişimler düşünülmeli.

Yukarıdaki videoda anlatılan yaklaşımın bazı sorunları var; önce sahte ara değerler ekleniyor, sonra da bunlar üzerinde gürültü giderme işlemi (denoise) yapılıyor ve daha sonra da bu kez sahte gren ekleme (grain) yapılarak görüntüye doğallık kazandırılmaya çalışılıyor.

Benzer bir çalışma da şu: Burada da MPEG Streamclip ve 5DtoRGB programları kullanılarak yapılan üst-kodlama işlemi sonuçları karşılaştırılmakta.

Görüldüğü gibi, MPEG Streamclip ile yapılan dönüştürme aslında güzel bir ortamda çekilmiş bu görüntünün tipik bir 8 bit DSLR görüntüsüne dönüşmesine yol açmış. Dikkat edilmesi gereken noktaları söyleyelim: Sol üst köşedeki gökyüzü, sağdaki adamların giyimleri, kadının çantası ve koşan kızın pantolonu. DSLR görüntüsünün en bariz göstergesi olan derinlikten yoksun karşıtlık burada çok bariz. Gökyüzü ve ortadaki adamın kıyafeti sanki siyah elişi kağıdından kesilip yapıştırılmış izlenimi veriyor. 5DtoRGB ile yapılan dönüşümde ise tüm görüntü aydınlanmış ve gökyüzünde ayrıntılar seçilmekte. Adamların giysileri ve kadının çantasında daha önce görülmeyen ayrıntılar görülüyor ve tamamı görüntüye gerçeklik ve doku katmış. Hatta, koşan kızın pantolonunun aslında bir blue jean olduğu anlaşılır hale gelmiş. Tartışılmaz bir zenginleşme var ama aslında bu zenginleşme elbette aslında orada durmakta olan ayrıntıların görülür hale gelmesi. Yani yapılan işlem de aslında basit bir gamma ayarından başka bir şey değil. Bu sorunun nedeni daha çok Mac üzerindeki bir gamma sorunu idi. Mac üzerindeki en yaygın NLE olan FinalCut Pro kullanıcıları normalde DSLR görüntülerini doğrudan işleyemedikleri için öncelikle zorunlu olarak bir üst-kodlama yapmak zorundaydılar zaten. Yani bu yazılımlar ile önce ProRes’e geçip ondan sonra FinalCut üzerinde çalışıyorlardı ve Quicktime’ın içerdiği bir bug yüzünden de bazı dosyalarda gamma hataları olmaktaydı. Burada da MPEG Streamclip’in gammayı hatalı yorumlaması (2.2 olması gereken değeri 1.8 yapması) sonucu son derece monoton bir görüntü ortaya çıkmakta.

PC üzerinde ise özellikle son yıllardaki yazılımların hepsi zaten DSLR görüntülerini doğal işleyebiliyorlar ve hatta Adobe yazılımları sizin yüklediğiniz dosyayı kendi içinde 16bite dönüştürüp işlemekte. Öyleyse buna gerek yok denebilir. Yani aslında yukarıda görülen bir kalite kazancı söz konusu olmayacak. Fakat, videomuz zaten biraz sorunlu ise yani biz düşük ışıkta çalışmak durumunda kalmışsak, ışıklandırmadan pek anlamıyorsak veya bir hata yapmışsak eldeki videoyu ne yapacağız? Bu gibi durumlarda eldeki videoyu birazcık işlemek isteseniz kesinlikle kullanılamayacak derecede sorunlu bir sonuç elde edeceksiniz.

Bir örnek üzerinde görelim. Yaptığım denemeler arasından sıradan bir dosya seçtim. Buradaki örnek video dosyası GH4 üzerinde çekilmiş 3840×2160 yani FHD dediğimiz 1920×1080’in tam iki katı çözünürlükteki bir video. Burada yüksek çözünürlük avantajı var olsa da sonuçta video hala h.264, 8 bit ve 4:2:0. Hangi lensi kullandığımı tam hatırlamıyorum ama görüntüde bir harelenme (glow) ve solda mavi nokta ve lens yansıması (flare) gördüğüme göre herhalde Speed Booster üstüne takılı bir lens idi bu. Çantada tuttuğum için rutubetten biraz buğulanmış Lumix 14mm’de olabilir ama geniş açının özellikleri pek yok burada. Acaba “ETC mi çekmişim?” diye soruyorum hala. ISO değerini de hatırlamıyorum. Canon ML ile ne güzel log tutardı ve hepsini yazardı orada. Sanırım 6400 ISO idi. Neyse, üzerinde kurcalanacak bir dosya olarak koyayım ki isteyen alıp kurcalasın.

Orjinal dosyayı şu linkten indirebilirsiniz.

Video dosyası

Aşağıdaki Youtube linkini ise sadece görsel olması için koyuyorum:

Gece çekimi, yüksek ISO ve az da olsa moire sorunları olan bir video bu. Özellikle seçtim ki bu gibi bir sorun durumunda çekimi iyileştirmek isteyen birinin durumuna benzesin.

Bu videoyu daha görünür hale getirmek için After Effects üzerinde 1.0 olan gamma değerini 2.0’a çıkardım. Normalde bu zorlu ve aşırı bir yükseltme. Beklendiği gibi video aydınlandı ama önemli miktarda da gürültü görünür hale geldi. Videoda nerelere dikkat etmemiz gerektiğini söyleyeyim:

Binaların arasından görülen gökyüzü: Burada gürültü en büyük sorun olacak. Bu kısım kıpır kıpır hareketli ve bu nedenle ya karanlık kalmalı ya da gamma işlemi sonrasında gürültü giderme yapılmalı.

Kameranın yunus (tilt) hareketi sonunda sol alt köşedeki yer: Burası daha aydınlık ama gürültü de daha görünür durumda.

Sağda yürüyen kadın: Işığın altına geldiğinde tüm görüntüdeki en temiz içerik bu oluyor. Bu nedenle de videonun odak noktası olduğu için dikkat çekiyor.

Solda yaklaşan kadın: Karanlıktan çıkarak geliyor ve üzerinde yatay çizgili elbise var. Yaklaştıkça elbisenin göğüs kısmında da görünür hale gelen moire var.

Ortadaki binalar: Hareket ile pencereler civarında alias ve moire görülüyor. Çok büyük sorun değiller ama görüntü aydınlanınca belirgin olabilir.

Görüntünün normal hali yaklaşık şöyle:

h.264
h.264

Özgün h.264 .mov dosyasının RGB histogramlarına bakalım:

h.264 histogram
h.264 histogram

Görüldüğü gibi, tüm içerik karanlıklara yığılmış. Sağ alt köşedeki RGB histogramı en çok odaklanacağımız yer olacak. Tüm ayrıntılar sola yani siyaha yaslanmış durumda. Bunu düzeltmek yani histogramı biraz daha ortada toplamak istiyoruz ve x2 gamma yapıp RGB histogramlarına tekrar bakıyoruz:

h.264 x2 gamma histogram
h.264 x2 gamma histogram

Evet; sorun görülmekte. Histogramı sağa ittik ve içerik aydınlandı ama bu işlem yapılırken 8 bitlik görüntünün değerlerinin araları açıldı. Yani veride boşluklar ve şeritleşmeler meydana geldi. 8 bit’in en büyük derdi bu: Birbirine bitişik 3 ve 5 değerleri var ve normalde bunlar yanyana olunca siz aradaki eksiği görmüyorsunuz. Fakat bunların araları açılınca orada var olmayan 4’ün yeri kendini belli ediyor. Şu anda görüntüde bir sorun görmeseniz bile bu görüntüyü işlediğinizde bu veri eksiklikleri kendisini görüntüde şeritleşme vb biçimininde belli edecek. Aşağıdaki resimde gökyüzünde görülen kademeli geçişler bu şeritleşmenin en güzel örneği. Var olmayan değerler yüzünden geçişlerde görsel atlamalar olmakta. Resme tıklayarak tam ekran bakınız.

Canon gökyüzü şeritleşmesi
Canon 5D Mark iii, gökyüzü şeritleşmesi Kaynak: http://mediastorm.com/blog/2013/02/06/the-canon-c300-field-tested-by-mediastorm-dp-rick-gershon/

İşte üst-kodlama dediğimiz durum buna önerilen bir çözüm. Acaba orada 3 ve 5 değerlerinin arasında var olmayan 4 değerini bir şekilde üretebilir miyiz? Bilgisayarlar 4’ü kendileri bulabilir mi? Bunu en iyi yapan algoritma, yazılım ya da yöntem birçok kişiyi büyük bir sorundan kurtarabilir. Sonuç hakkında bir fikir verelim; bu sorunu çözmek kolay değil, çünkü iş matematikten ibaret değil. Bilgisayar bizim gördüğümüzün ne olduğunu bilmiyor. Fakat en azından 4’ü bulamasa da 3 değerine 0,5 ekleyip 5 değerinden de 0,5 çıkarıp ortalarda bir yerde buluşturabilir belki. Fakat aralık 3 ile 8 olsaydı iş çok daha zor olacaktı.

Üst-kodlama nasıl yapılır? Yani h.264’ü nasıl 10 bit 4:2:2 ya da yüksek yapabiliriz? Bunu yapan yazılımlar yukarıda adını andıklarımız ama hemen bir şeyi söyleyeyim: Özellikle ProRes 4444 gibi formatları hedeflemek pek mantıklı değil. Bu format zaten alpha dediğimiz ve saydamlıkla ilgili değerler taşıyan bir katman da içermekte ve bizim videolarımızda böyle bir katman yok. Eğer Red One, Viper ya da Arri Alexa gibi bir şey kullanıyor ve bu blogu okuyorsanız zaten sizin sorununuz başka demektir ki onlarda bile alpha katmanlı çekim yapmak ne demek ayrı bir konudur.

Bu yüksek formatlardan 3’ünü denedim. İlki en meşhuru ve BMPCC üzerinde standart kullandığım Apple ProRes 422 HQ. Diğeri Avid’in DNxHD’si ama bu formatın 4K çözünürlük desteği yok. En yüksek olarak FHD var ve o nedenle o çözünürlükte test ettim. Sonuncusu da Blackmagic’in 10 bit formatı. Hepsinde Quicktime zarf içine mp4 algoritma %100 kalitede denendi. Bundan sonra h.265 gibi daha güncel algoritmaları da deneyeceğim ama hepsi 4K üzerinde tutarlı sonuç vermiyor.

Yazılım olarak da MPEG Streamclip, 5DtoRGB ve Cinemartin ile bazı denemeler yaptım. İlk ikisi eski dost ve hatta 5DtoRGB kendi içinde gamma değişikliği ve Technicolor Cinestyle dönüşümü de sağlıyor ama bu çözünürlükte bunlar işe yaramadı. Bu yazılım artık güncellemediği için artık yerine başka şeyler bulmak lazım dedim. Bu arada Total Video Converter‘ın da bu işi yapabildiğini gördüm ama test etmedim. Yine de basit bir yaklaşım olarak işe yarayabilir. Linke tıklarsanız nasıl yapılacağını anlatıyor.

Sonuçta Cinemartin’i esas alarak yaptım ama bu yazılımı pek kullanıcı dostu bulmadım. Her seferinde baştan çalıştırarak dönüşümler yaptım.

Özgün dosya 112.655 Kb boyunda olmasına karşın ProRes 422 HQ formatı 1,1 GB, ProRes 4444 ise 1,4 GB oldu. Dosyanın 9 saniye uzunluğunda olduğu hatırlanırsa fark belli olacaktır. Önce ProRes HQ 422’nin x2 gamma öncesi ve sonrası histogramına bakalım.

ProRes422HQ x2 gamma öncesi histogram
ProRes422HQ x2 gamma öncesi histogram
ProRes422HQ histogram
ProRes422HQ x2 gamma sonrası histogram

Evet, görüldüğü gibi, işlem öncesi histogramda bir fark görülmez iken x2 gamma sonrası h.264’teki şeritleşmeler kaybolmuş. Yani yazılım eksik yerlere değerler atayarak yapılan gamma yükseltme işleminin sorunsuz hale gelmesini sağlamış. Bu sonuca göre şeritleşmeler olmamalı ya da azalmalı. Aynısını Prores 4444 için de yapalım.

ProRes4444 x2 gamma öncesi histogram
ProRes4444 x2 gamma öncesi histogram
ProRes4444 x2 gamma sonrası histogram
ProRes4444 x2 gamma sonrası histogram

Evet, histogramlar farklı gözükse de aslında içerik ve kalite olarak bunun ProRes 422 HQ’dan pek bir farkı olmadığını görüyorum. Başka göstergelere bakınca da bu iki format arasında %1-2 kadarlık bir renk dağılımı farkı görüyorum ki konumuz bu değil. Kalite açısından Prores 422 fazlasıyla yeterli.

Önce:

h.264h.264

Sonra:

P1050076 Sonuç, denoised 10 bit
P1050076 Sonuç, denoised 10 bit

Sonuçlar:

1. Elbette x2 gamma yapmak görsel kaliteyi arttırmadı. Aksine her yer gürültü doldu. Bunun için de Neat Video‘nun gürültü gidermesinden faydalanmayı denedim. Bu işlem biraz çetrefilli çünkü esasen yaptığı şey görüntünün içeriğini inceleyip bir gürültü profili çıkarmak ve görüntüden bu profili matematiksel olarak eksiltmek. Bazı durumlarda çok güzel sonuçlar veriyor ama bir noktadan sonra o da neyin gürültü, neyin ise içerik ayrıntısı olduğunu bilemiyor. Yaptığı da kaba bir yumuşatma (softening) efektinden ibaret kalabiliyor. İnternet üzerinde bir kişinin hali hazırda GH4 için hazırladığı Neat Video profillerini buldum ve kendi yaptığım işlem ile karşılaştırdım. Denerken kendi bulduğum en iyi sonuç ile bu profiller neredeyse birebir örtüştü. O nedenle sadece ISO 6400’ü denemiş olsam da diğerleri de tutarlıdır diye düşünüyorum. GH4 sahipleri şuradan edinebilirler:

GH4 gürültü profilleri

2. Sonuç elbette pek de güzel değil çünkü bu türden bir x2 gamma işlemi zaten çok zorlu. Biraz fazla yumuşamış olsa da Neat Video sonrası görüntü en azından katlanılabilir hale geldi. Bunun üzerine biraz da gerçek gren eklenirse söz konusu yumuşaklık daha da dağılacaktır. Bu aşamada gren alternatifleri araştırılabilir. Gorilla Grain‘e bakmanın zamanı gelmiştir.

3. Alternatif dönüşüm yöntemleri olarak (Film Fabrikası’ndan msaricay‘a teşekkürler) FFmpeg üzerine kurulu FFmbc adlı yazılım kullanılabilir. Aşağıdaki videoyu izleyiniz.

4. Bu türden bir yaklaşımın en ilginç sonucu ise aslında GH4 ile 4K 4:2:0 çekip FHD’ye 4:4:4 ya da 4:2:2 yapabilecek olmanız. Bu matematiksel olarak mümkün. Renk kodlaması 4:2:0 olsa da 4K’nın yüksek çözünürlüğünü yarıya yakın indirirken birebir piksel eşlemesi ile FHD üzerinde 4:4:4 elde etmek mümkün. Birisi hesabını yapmış ve bunun aslında tam olarak 8 bit –> 10 bit değil de 8 bit –> 8.67 bit dönüşümü olduğunu bulmuş. Fark az gibi gözükse de artışın aritmetik değil de logaritmik olduğu düşünülürse bu 0.67 bitlik fark büyük bir kalite katkısı olacaktır. Bunu daha sonra GH4 4K üzerinde deneyip ne anlama geldiğini inceleyeceğim. En azından FHD’ye 4:4:4 hatta 4:2:2 bile olsa renk aşamasında önemli katkısı olabilir.

5. Yukarıda pek bahsetmedim ama Blackmagic 10 bit’in sonuçları ile ProRes 422 HQ’nun sonuçları birbirine çok yakın ve hatta BM ile elde ettiğim sonuçlar sanki daha az gürültülü ve biraz daha iyi gibi. Fakat, BM 10 bit ile yapılan dönüşümde elde edilen dosya boyut 1.85 GB. En son denememde ise bana 7.7 GB’lık bir dosya üretti. Bu %100 kalitede 10 bit video dosyası. Bir bakınız:

6. Zaten BMPCC gibi ProRes çeken ya da yine BMPCC veya 5D Mark iii gibi ham çeken bir kameranız var ise bu konu sizin için sorun değildir. Zaten elinizde 10 bit, 14 bit görüntü var. Keyfinize bakın. Ham videoya erişimi olan adamın keyfi başka. Bu konu h.264’e mahkum garibanların derdi. GH4 veya diğer bir kameradan da HDMI üzerinden 4:2:2 video almak mümkün. Onu yaparsanız da bu konuda derdiniz kalmıyor ve artık h.264’ü geride bırakıyorsunuz demektir.

7. h.264’ün sınırları belli olduğuna göre ya bu gibi çetrefilli işlerle uğraşacağız, ya da ışıklandırma öğrenip, histogramı sağa yaslayarak çekim yapacak ve bu dertten olabildiğince uzak durmaya çalışacağız.

Bugünlük de bu kadar…

Saygılar.

Reklamlar

DSLR video kalitesi ve Transcode tartışması…” için 6 yorum

  1. Hocam merhabalar,
    Öncelikle yazılarınız için nacizane tebriklerimi iletmek istiyorum. Yazılarınızı okudukça terimlerin sadece isimlerini bildiğimi öğreniyorum.. Ben esasında amatör/yarı pro arasında birisiyim. Yeni projemizde GH4 4K olarak çekim yapıyoruz. 4K çekimlerin düzenleme ve renklendirme çalışması sistemde gerçekten yorucu oluyor. Benim sormak istediğim konuysa; bu çekimleri hangi format ve hangi codecle Full HD çekip daha sonra masaüstü çalışmalarını yapayım?

    1. Bence 4K çekin ama sonrasında öncelikle çektiklerinizi 720p gibi bir çözünürlüğe MOV %80 quality olarak düşürün. Bu proxy dosyalar üzerinde çok rahat montaj ve renk çalışması yapılır. Son aşamada proxy dosyalar yerine orjinal 4K dosyaları gösterip çıktı alın. Bu son aşamada 4K–> 1080p dönüşümü gerekiyor anladığım kadarıyla. Bu nedenle olabildiğince en sonda tüm değişiklikleri 4K üzerine yaptıktan sonra 1080p’de çıktı alın. Eğer 1080p ç.eker ve onun üzerinde çalışırsanız 8 bit yüzünden çok kalite kaybınız olur. 4K en azından veri miktarı çokluğundan kurtarıyor ve 4K’dan 1080p’ye düşerken kayıp olmuyor. Sistemlerinizi bilmiyorum ama yavaş bilgisayarlar dahi olsa çekimi 4K, editing/renk olayını 720p, son çıktıyı ise 4k->1080p yapardım. RAW kullanmadıkça en iyi alternatif bu. Selamlar ve kolay gelsin.

      1. Hocam, bilgilendirmeniz için teşekkür ederim gayet rahat çalışabileceğim bu şekilde. Fakat aklıma takılan bi konu oldu. 4K videoları son çıktıda 1080p alacağım için videoların hepsini %50 küçültmüyorum bazılarını %60-70 civarında tutuyorum. Fakat 720p videolardan çalışıp daha sonra 4K ile replace ettiğim zaman bu oranlar nasıl sabit kalabilir 🙂 Bu arada Premiere Pro kullanıyorum.

      2. Rahatsoızlık nedeniyle geç cevap yazıyorum. Kusura bakmayın. Büyütme ya da küçültmeleri ya sabit yapın ya da her birinin oranını kaydedin derim. Renk çalışmasında bu oranları çok önemi yok aslında. Siz 720plerde çalışıp sonra yine istediğiniz oranda değişiklik de yapabilirsiniz. Kolay gelsin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s